blog anasayfa

Yalnızca parodi

Belediye ayda yılda bir tamir ettiğinde, eğer kar yağmışsa, o gece karın pürüzsüzlüğü en güzel manzaram olurdu. Gizlice gece saatlerinde, parmak ucunda kimseyi uyandırmamaya çalışarak dışarı çıkıp karın içine yatar, şu an tavana baktığım gibi sokak lambasına bakardım. Soğuk kış akşamlarında evimizin önündeki sokak lambası çalışmadığında ise şu an olduğu gibi kendimi yalnız hissederdim. Televizyondu tek eğlencem bahsi geçen yalnızlığımda. Çocukluğumda eğlenceyi oyunlarda tatmak için istediğim zaman dışarı çıkamazdım, izin vermezdi annem. Korkardı bir şey olacağından, dediğine göre. Kehanetleri doğru çıkan kadına saygıyla beraber bir nefret de duymaya başlamıştım. Ergenlik dönemine dahi gelmeden ne bu öfke böyle? Neyse ki mantık olgusunu hissetmeye başladığımda içimdeki öfke yerini sevgiye bırakmıştı.

Yalnızdım, iki katlı bir konakta. Bolca zamanım olurdu düşünebilmek için. Her düşünce bir öğretiydi. Sıkılmamayı o yaşlarda öğrendim, öğrendiğimi sandığım. Nadiren sıkıldığımda ise bazen evdeki numune parfümleri alır, birbirine karıştırırdım. Her biri kendine özgü en güzel kokuya sahip olan ayrı şeylerin, birlikte olunca güzel kokamayacağını o zaman öğretmiştim kendime. Yalnız değildim belki de, her gün bir başka yeniliği yaşıyordum, kendimle. Bir ben, benin içinde.

Uzunca patika bir yol yürürdüm okul için, eğer arabayla bırakılmıyorsam o gün. En sevdiğim yolculukları o zaman yapmıştım, rengini hatırlayamadığım sırtımdaki çantayla. Sabahın en erken saatlerinde köpekleri kolaçan eden ürkek gözlerle adımlarımı hızlandırırken sabah rüzgarının verdiği tadı çıkarırdım. Tadın sadece damakta değil, tende de yaşanabildiğini o zaman duymuştum kendimde.

Şu an olduğu gibi yalan söyleyemezdim kendime o saflığımda. Yalan söylersen ‘şişersin’ deyimleriyle kandırdıklarını düşünenler aslında kişiliğimde dürüstlük olduğunu göremezdi. Küçük bir çocuk için fazla olabilirdi, kim bilir. Benim için mutluluk da fazlaydı o zamanlar. Hafta sonlarında ailece yapılan gezilerde de mutlu olamazdım. Sevilmediklerini düşünürlerdi nedenini bilmediğim bir şekilde. Sevilmediklerini düşünmekten ziyade benim sevdiklerimi düşünselerdi diye ‘keşkeler’im olmuştu kendiliğinden.

Tanrı’yı çözümlemeye çalışırken Kur’an kurslarında buldum kendimi. Kendime öğretemeyeceklerimi başkaları öğretti. Kimi uzun sakallıydı, kimi diğerinden daha da uzun. Hep hayret duyduğum bir şekilde kısası bir tek babamda olurdu benim için. Babamın hocalığını ise göremedim şu ana dek. Eğer hocalık, cevabı öğretilmeyen sorulardan ibaret değilse. Bir yarış içine sokuldum nedenleri edenleri bulmak için. Ne ettim ne yaptımsa tatmin edemedim kendimi hiçbir alt konuda.

İnsanların arasına girdiğimde tökezlediğim zamanlar olmuştu, bilmediklerimden dolayı. Televizyonda gördüklerim gerçek hayattakiler değildi, biraz benzer. Vücudumdaki parmakların binlerce katı kadar dahi nüfusu olmayan küçük bir ilçenin merkezinde daha da fazlasını ummayacak kadar büyümüştüm aslında. Parmaklarımla birlikte büyüyen bir ilçede her zaman en iyisi olmam gerektiğine inandırıldım. Gerek okulda, gerek dışarıda. Liseye kadar da böyle oldu. En iyisi oldum, tatmin olmak isteyen insanları tatmin edecek kadar. Kime neydi benim başarımdan ya da başarıp başaramayacağımdan, bilmiyorum.

İsyan bayrakları ergenlik diye adlandırılan, benimse zekamın en gerilediği dönemde çekildi. Tüm isyanlar bir alev, her gözyaşı hayatımdan emekli olamayan müdavim bir itfaiyeci oldu. Bayraklar aşağı çekilmeye başladığında şu an bir çırpıda hatırlayamayacağım bir sürü anı yaşadım. Anı, anı yaşamaktı benim için, o ayrı. Unutmaya o yaşlarda başladım. Kendimi unuttuğumda başkalarında aramaya çalıştım kendimi. Aynaya bakmak gelmezdi aklıma çünkü çok ilerdeydim aklıma göre.

Şimdiki zamanın birinci tekil şahsı, geçmiş zamanın üçüncü şahsı olmuş durumda. Ufaklık büyümüş ama içindekiler küçülmüş durumda. Yılların değiştiremediği yalnızlık pis pis sırıtmaya devam ediyor. Bir babanın oğluna zarar veremeyeceği gibi, ben de onun kafasına basıp ezemeyecek kadar garip bir sevgiyle bağlıyım ona. Ben büyüttüm, ama beni yalnızlığım bu yaşa getirdi. Yalnız büyüdüm ve yalnız yaşıyorum. Ama merak etmeyin, yalnızlığı size bırakıp gideceğim.

Not: Bu yazı yeni bir yazım tarzımı geliştirmek için kaleme alınmıştır.