Küçükken adını bilmediğim bir adamın konserine gitmiştim belediye binasında. Boynunda peştemali ve elinde sazı vardı. Sesi kalın ve kendinden emindi. Konseri elini kaldırıp selamlayarak terk ettiğinde onu alkışlayanların hepsi Türk’tü. Bir Kürt, sesiyle ve müziğiyle Türkiye’de her eve girmişti o zamanlarda: Ahmet Kaya. Takdiri sadece Kürtlerden değildi, ta ki pervasız kardeş kavgasına ortak olana dek.
Bir davası vardı diye düşünürdüm öncesinde; davası özgürlüktü sanardım herkes gibi, her Türk gibi. Meğer kendi kurdukları mahkemenin sanıkları Türkmüş. Yıllarca aynı kültürü paylaştıkları, aynı buğdayı eledikleri toprakta hepsi için idam cezası verilmiş düşüncelerinde, idam tahtası bulmak için kardeşler dağa sürüklenmiş sebebi yokken.
Bu gerçeği öğrendiğim yaşlarda birçok Kürt arkadaşım vardı. Önce sağıma baktım, Kürt ve Türk kardeş sandım. Sonra soluma baktım, Kürtler kalleş sandım. Büyüyünce öğrendim gerçeği, aslında Kürtler düşman değilmiş, dağlardaki Kürtler kalleşmiş.
Şimdi etrafımdaki Kürt arkadaşlarımdan bazıları, PKK’nın dağdaki çobanlarını kardeş bellemiş. “Onlar da bizim gibi Kürt” diye başlayıp “kötü yolda olsalar bile” diye bitirdikleri cümlelerde pişmanlığın ses tonu yankılanıyor. Sonra cevap veremeyeceği bir cevap ya da bir sual: “Eğer onlar senin kardeşinse, ben neyinim?”
Sessizlik… Kimse bilmiyor artık neyin doğru olduğunu, neyin yanlış olduğunu. Gidenlere gel deseler de dinlemeyeceklerini biliyorlar. Çünkü bilinçsiz düşüncelerinde geçmişin çiğnenmesini isteyen Amerika ve türevlerinin varlığından habersiz, zaten kendilerinin yaşadığı toprakta toprak kavgasıyla toprağa giriyorlar.
İstenen gayet açık: Türkiye’nin büyük bir kısmını oluşturan Kürtler, Türkleri düşman olarak kabul ettiğinde BİZİ birbirimizden ayırıp ‘köpeklere’ peşkeş çekmek. İtin tasması elinde, topraklarımızda dolaşıyor…
Sesi çıkan, karşı gelen ve doğruyu bilen Kürtler kamçılanıyor, tehdit ediliyor. Aynı kişiler bizi Kürtlerle kan davalı yapmak için ellerinden geleni yapıyor. Sonuç, hem Türk hem de Kürt şehitler…
Şunu iyi bilmek gerek, bizler aynı toprakta yıllarca körebe oynadık. Gözlerimiz kapalıydı, ama gönüllerimiz açıktı hep. Aynı okullara gittik, aynı dili konuştuk, aynı düşmanla savaştık hatta. Çünkü hepimizin ardında bulunduğu sınır aynıydı. Peki ‘ne oldu’ da şimdi ardımıza değil, aramıza sınırlar çekiliyor?
Bu sefer barış dolu,
sevgiler.