blog anasayfa

  • duyuru (9)
  • emincan ve kamil (10)
  • genel (4)
  • günlük (14)
  • kompozisyon (32)
  • köşe yazısı (10)
  • msn röportajları (5)
  • neriman ile rahmi (2)
  • şiir (11)
  • teknoloji (6)
  • video (8)
  • yemek tarifi (2)
  • Şu an kompozisyon kategorisini görüntülüyorsunuz



    İkinci ve son 30 kişiye sordum: hayatınızde Emin Buğra Saral nedir? diye. Aslında amaç yazdığım sistemi denemekti. Sonuçta açığa çıkan cevaplar (düşünceler) karışık olarak aşağıda listelendi. Ben de kimin hangisini yazdığını bilmiyorum açıkçası, sadece tahmin edebiliyorum :)

    “Liseyi anımsadığımda aklıma gelen ilk insanlardan ve düşünmek bile güldürüyor beni. Lise dönemimde neşe kaynağımdın :D Uzak kaldığımız bunca sene içinde eminim değişmişsindir ama bence hala eskisi kadar özel bir insansın”

    “Tanımıorum ama twitlerini okuyunca cok eglenceli bulup followladığım insan :)”

    “Valla ne bileyim şey mırın kırın kem küm… Bir gün tanıdım kanka dedim ne biliim çok cana yakın çok ii niyetli bir arkadaş…:):)”

    “Zeki… PC uzmanı, yarınların büyük adamlarından birisi… Manevi evlat olarak kendisini çok severiz Başarıları daim olsun.”

    “Yeni tanıştık ama ben senin çok eğlenceli ve komik bir insan olduğunu düşünüyor hatta keşke arkadaş olabilme isteğimi sana söleyebilsem diyordum. Yakında “benim de güzel misketlerim var arkadaşlık yapabiliriz” diyebilirim ama garip karşılanabilir elbet. Bunu belirtmek için bu fırsatı değerlendiriyim bari.”

    “Yaratıcı, değişik, yeni bir anadolu ihtilali gibi zamanla daha da olgunlaşıp yerini bulacaktır diye düşünür nedim abin…”

    “de’lere takılan arkadaşım :D bana asılan kardeşim:P her ne olursa olsun dünyanın en neşeli insanısın senin bu halini seviyorum:)”

    “Cümle 1: Onunlayken ağzım Batman’deki Joker gibi olabilir, gülebilirim. Cümle 2: Konuşmaktan zevk alırım çünkü zekidir. Cümle 3: Ot idi o, ot. Bildiğin ot idi. İdi, ot idi. İdiot idi… :)”

    “Açıkçası pek tanımıyorum ama, ufak tefek facebook muhabbetlerinden edindiğim izlenimlere dayanarak, rahat ve eğlenceli biri olduğunu düşünüyorum. Enteresansın Emin =)”

    “Emin Buğra Saral yaratıcıdır. (Hümme hâşa, o anlamda değil tabii) Emin Buğra Saral pratik zekası yüksek birisidir. (Laf yemez, sörf tabii ki yer) Emin Buğra Saral karizmatiktir. (Akıl almaz, akıl verir)
    Farklı bir adamdır. Farklı olmayı üretici olmak üzere kullanmayı çok hızlı öğrenmiş bir adamdır. Bilmediğini bilene merakla yaklaşıp, bildiklerini henüz bilememiş olanlarla zaman kaybetmek istemeyen bir ‘akıllı bencil’dir.”

    “cana yakın güleryüzlü”

    “Gerçek bir leo gerçek bir leo gerçek bir leo”

    “Emin Buğra Saral bundan 3-4 yıl önce tanıdığım kaliteli kişiliğe sahip başladığı işte en iyisine ulaşmayı hedefleyen bilgisayar programları üzerınde ve net ortamındakı gelişmelerde çok iyi olan fakat online oyunlar düzeyinde tamamen fiyasko olan Trabzonlu has karadenizli arkadaşımdır… not: delikanlıdır efendidir… dip not: cok konuşur…”

    “İleride ortak çalışabileceğim yazılımcı arkadaşlarımdan birisidir. Ayrıca paintballdaki yeteneksizliği özgüvenimin yerine gelmesini sağlamıştır.”

    “Eğlenceli bir arkadaşım. Yazdıklarını genelde takip ediyorum gerçekten ilginç :) Olağan bir insan olmadığına inanıyorum :)”

    “Şisede tanıdığım normal üstü insanlardan biridir kendisi ruh halini çözmekte en çok zorlandığım insan ama birbirimizden hoşlaştığımızdan eminim hiç unutamıcağım şey o iğrenç esprilerin, derste sürekli beni kesişin ve herşeyime bi laf edişin kalbimizdesin ebs:):)”

    “Emin Bugra Saral’ı, hayatımda görmedim çok neşe dolu bir insana benziyor internet aracılığıyla tanıştık Counter Source :D biraz deli biraz duygusal olsa da her zaman iyi kalpli oldugu ortada (:”

    “Dürüst kişiliği, saygılı davranışları, bilgili, yetenekli istediğini yapabilecek üstün zekasıyla sevdiğim bir kardeşimdir. böyle olmasının devamını cani gönülden diler hayatında başarılar dilerim.”

    “:))emincim elim löl yazmak için klavyeye gidiyor, gülmekten ölüyorum, tespitler harika, zırvalar çok başarılı.. :)))”

    “Can simidi. Her an tahrik edilebilir. Çirkinliğine rağmen sssseexxxyyyyyy:P”

    “Paylaştıklarıyla çoşturan, hayata farklı bakış açılarıyla bakmamı saglayan komik, karizmatik, sempatik biri :)”

    “Hayatıma tiyatro kulubü sayesinde girdi. Bir şeye ihtiyacı olursa yardımcı olabileceğim kadar yakındır. Orta halli bi yeri var hayatımda”

    “Buğra; en mutsuz olduğunuz zamanda bile sizi o inanılmaz enerjisi ve pozitifliği ile; kimsenin kolay kolay aklına gelmeyecek kelime oyunlarıyla yazdığı cümlelerle ; yüzünüzde kocama gülümseme bırakacak inanılmaz bir genç adamdır. O tam bir deli; aynı zamanda korkunç bir zeki adam.. Her sabah onu takip etmek ve güne onunla başlamak başdöndürücü…”

    “Kardeş…”

    “İyi yerdedir güzel yerdedir hoş yerdedir ama faceten chatleşrken face kendisini pek sevmez ( bkz: *gece onla uyudm desem :d* ) cümlenin 1000 kere buğraya iletilmesi ilginç.”

    “Akıllı yatırımdır kendisi. ”löl” kelimesinin yaygınlık kazanmasının sebebidir. Bi de maşallah çok zekidir, zehir gibidir.”

    İyisin hoşsun. Renkli bi kişiliğin var gibi. Hayatımda yerin hım sanırım bi tivitır sayfası ve emesen kişilerinden biri olarak sınırlı değil gibi gibi.”

    “Tanışmamız CS:Source sayesinde oldu. Komünitede gördüğüm en matrak en neşeli ve komik kişiliktir EBS a.k.a Rahmetli (:”

    Alfabetik olarak kimler düşünce bırakmış:
    Ahmet Sarıalioğlu, Ammar Çeker, Armağan Ünal, Ayşegül Erdoğan, Begüm Yurttaş, Burcu Altıntaş, Büşra Çelik, Dilara Özegeli, Eda Hns, Emrah Oktay, Esra Onaylı, Ezgi Yegek, Gizem Oluş, Halil Bayram, Kamil, Müzeyyen Oral, Merve Şimşek, Murat Çeliktaş, Nazlı Ümit, Nedim Saral, Nursema Ceylan, Orhun Ertürk, Pelin İnce, Ramazan Tepe, Suzan Mert, Tolga Temürtürkan, Ümit Öztürk, Yasemin Yüksel, Yusuf Küçükosman

    Herkese fikir paylaşımı için teşekkürler.



    Zamanında yazdım da, pek kaale alınmadı. Mektubun burada saklı kalmasını istedim:

    Sen de, ben de biliyoruz senin gibi biriyle ömrüm boyunca tanışamayacağım. Senin gibi birini dahi aramayacağım. Bulamayacağımı bildiğimden dolayı. Bu durum, sen gittikten sonra değerini anlamak değil. Sen varken de değerini biliyordum, saçma sapan şeylerin bahanesine sığınarak senden kaçmaya çalıştım. Hala senin inanamadığın sana yetmediğim duygusu bütün sebep. Ne senin kıskançlığın ne de olayları abartışın. Çünkü sen de ben de biliyoruz ki senden anlayışlı olan biriyle hiçbir zaman karşılaşmayacağım, karşılaşamayacağım. Öyle derin bir özlem olacak içimde şu an olduğu gibi. Güya, başka sevgililer, yaşıtım zeka özürlüler seni bana unutturacak diye bir fikrim var. Ama ne seni unutmak istiyorum, ne de unutmak için birlikte olduğum kişiler senden bir gramı yüreğimden atıverirler. Sana geri dönmemek için başka birini buldum, sevmediğim, ve kesinlikle sevmeyeceğim. Yine hayatımı berbat edeceğim, yine gereksiz insanlarla sonunu bildiğim yolculuğa çıkacağım…

    Seni hep özlüyorum, başkasını öperken gözlerinde hala seni arıyorum. Sonumuzun olmadığını bildiğimden sürekli bir korku vardı içimde. Sürekli seni bir gün kaybedeceğime dair. Bunun kendiliğinden olmasını bekleyememek gereksiz yere fuzuli şeyleri sıkıntı etmeye başlattı. Ben senin gözlerine bakıp hiçbir zaman seni sevmiyorum dahi diyemem. Bir kere, sen git diye neredeyse diyecektim, ki tüm içtenliğimle biliyorum senden soğumamıştım bile onları söylerken…

    Tüm bunları artık içtenlikle yazabilmemin en güzel yanı bir daha birlikte olamayacak olmamızı bilmem. Ne ben geri döneceğim, ne de sen. Saçmalıklarıma yeni birini ekleyerek, seni upuzun bir süre daha sevmeye devam edeceğimi biliyorum. Zaten kısacık ömrümde iki kere aşık oldum. Ve gururlar söyleyebilirim ki, ikincisi sendin. Üçüncüsü olur mu bilmiyorum ama her yattığımda aklıma sen gelirken, her rüyamda seninle sevişirken öyle zor ki…

    Neyse, gözlerini yormak istemezdim bu mektupla. Ne de olsa içimdekilerin yarısını dahi yazamadığım sende dalga geçer bir tebessüm yaratacak yazı oldu. Bu kadar şeyin özeti ise, seni sevdim, seni seviyorum, seni seveceğim. Sana söylediklerim değildi, kendime söylediklerimdi yalan olan. Zaten farkına vardığını da biliyorum, benden zeki biri olarak. Mutlu ol, ama sevme kimseyi beni sevdiğin gibi. Bakma sen bana, paylaşamam ki hala seni…

    Sevgiler,
    Buğra.



    Çocuktum. Önce “portakalı soydum, başucuma koydum, ben bir yalan uydurdum” dedirttiler bana. Yıllar sonra bir gün, portakalın kadın göğsüyle eş anlamlı olduğunu öğrendim. “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” deyimi o zaman anlam kazandı.

    Hala çocuktum. Amcalara gösterttiler pipimi. Çıplak olma özgürlüğü o zaman aşılandı bana. Yanlış değil dediler bu yaptığımız, ben de büyüyünce kime istediysem ona gösterdim, ama suçlu ben oldum.

    Yeni yeni bazı kavramlar oluşurken “evcilik” veya “doktorculuk” oynamaya teşvik etti büyüklerim. Harem bile kurduğum olmuştu kimi zaman. Etek altlarında evcilik oynamayı o yaşlarda öğrettiler bana.

    Biraz daha büyüdüm. “Uzun eşek” oynamayı öğrettiler bana. O yaşlarda bacak aralarına girmeye başladım ben. Neyse ki ilerde eğilimim kadınlara doğru oldu. Ama kızlarla uzun eşek hiç oynayamadım.

    Büyüdüğümüzde yanlış denilen her şeyi küçükken bilinçaltıma işlediler. Hangisi doğru veya hangisi yanlış seçme özgürlüğü de tanımadılar. “Keşke hep çocuk kalsaydım” diyenleri şimdi anlıyorum.



    Bu yazıda ben varım, ama benim cümlelerimle değil. Başkalarının hayatında Emin Buğra Saral‘ın yeri nedir diye merak edenler için, msn‘de çoğunlukla gerçek hayattan tanıdıklarıma sordum: “Emin Buğra Saral’ın hayatındaki yerini en fazla üç cümleyle yazabilir misin?” diye. Kimi kale bile almazken bu soruyu, kimileriyse içinden geleni objektik olarak yansıtabildi. Şu an aklına bi şey gelmediğini söyleyenlerin ise sayısı bir hayli fazla.

    30 insanın kendi sözleriyle, onların hayatındaki yerim:
    “Deli dolu acayip kıyak bir vatandaş. Biz ona ‘deli Emin’ diyoruz. Ailecek izliyoruz.”

    “Kendisiyle Netlog denen iğrenç bir sitede tanışmıştık, benim arkadaşlık teklifi yolladığım/mesaj attığım/sataştığım az sayıda insandan biridir ve bunların hepiciği gibi uzun yıllardır görüşüyoruz. ÖSS döneminde birlikte ders çalışalım filan gibi olaylara girip hayalkırıklığına uğrattığım neşeli, enercik filan bir insandır. Sofi çocuklarıyız fekat o seksomanyak bense alkoliğim.”

    “Hayatımda tanıdığım en çılgın ve en yaratıcı insanlardan biri.”

    “Sen benim için çok değerlisin Emin, valla bak. Dürüstsün, insanları yargılamıyosun, beni önemsediğine de inanıyorum. Bi de kardeş olarak kayıtlıyız benim de hiç kardeşim yok malum o boşluk doluyo bak :P”

    “Senden ne kaçabilcek yürek ne de sana yaklaşabilcek kadar cesaretim var.”

    “Scheme’den F’i görüp D’yi almak kadar.”

    “O bir ebs, her bir fotoğrafı olay, her bir yorumu skandal! Coderlığı, projelere yaptığı asi çıkışlarının yanısıra yardımseverliğiyle de göz dolduruyor.”

    “Ben senden ne zaman yardım istesem hiç reddetmedin. Ondan dolayı benim için değerlisin ama kişiliklerimiz ve yaşadığımız hayat birbirinden çok uzak. Benim için inanılmaz garipsin. Keşfetmek isterdim :D”

    “Vefakar, rahmetli.info, Laz.”

    “Bazen iyi bir dost, bazen dayanılmaz bir diş ağrısı gibi.”

    “Zeka ve geyiğin php diliyle kodlandığı, ukalalığını ehlileştirmesi durumunda pek daha hızlı ilerleyecek Zat-ı Muhterem kişisi.”

    “Hafif dengesiz. Genelde boş işlerin adamı. En önemlisi adam gibi adam ve dost.”

    “”Kötüden geri kalan.”

    “Adam gibi insan.”

    “Öylesine bir insan işte aq.”

    “İyi dostlarımdan birtanesi.”

    “Düşüncelerindeki incelikle zeki, yeri geldiğinde ciddi ve komik olmasını bilen, özgür karakterli bir genç.”

    “Emin Buğra Saral adı bile beni güldürmeye yetiyor :) Yaratıcı olması ve yaptıklarında çok iyi olması onu iyi bir yere getirecek. Hatta bir Talk Show yapsa tutar diye düşünüyorum :)”

    “Emin Buğra Saral her zaman işim düşen, sabırla cevap veren birisin. Benim için edebiyatım zayıftır ama benim hayatımda kurtarıcım olarak diyebilirim, çalıştığım zamanlarda.”

    “Bazen kendi kafasında oluşturup da inandığı şeylere takılı kalmasa aslında kendisinden başkasına zarar vermediğini görebilecek kapasitede bir herif ama inatla bunu yapmaktan da garip bir zevk alıyor. Kendi hayatına göre belli bir duruşu olan ama bu duruşun içini doldurmak içinde elinden geleni yapan, ama yeri gelip de zor bir duruma düştüğünden ilk vazgeçtiği kendisi olan bir insandır Emin.”

    “Rahatsız.”

    “Am. Göt. Meme. :D”

    “Bilgisayar ve Apple hakkında sorun yaşadığımda ilk danışacağım, tiyatro sebebiyle fazla bir medeni cesareti olan Tranzonsporlu kişilik.”

    “Okula yeni geldiğim zaman ilk o vardı yanımda. Her sorunuma koşmaya çalıştığı için hep güven verdi. Ve şimdi o hala yanımda, iyi ki varsın Emin Buğra Saral!”

    “Bazen tek bi hareketinle bütün moralimi altüst edip sorasnda tek bi hareketinle gönlümü alıyosun:D Nasıl başarıyosun bilmiyorum:D Benim en ilginç arkadşım olduğun kesin.”

    “Bu sanalda tanıyıp da öz kardeşim gibi sevdiğim tek insan. Hayat şartlarında ayrı olsak da onun yeri bir başka ve ona ablalık yapamasam da dualarım hep onunla. Bu sanalda kıskandığım tek kişi de diyebilirim (tabi önceden :p)”

    “Dengesizlik. Hayal kırıklığı. Ama her şeye rağmen seni tanıdığım için mutluyum çok.”

    “Asla önceliklerini doğru sıralayamayan ve sürekli pişmanlık içinde yaşayan bir adam. Benim için değerli ama inandırıcılığını kaybetti samimiyeti konusunda.”

    “Sıradışı. Deli. Komik. Bir de iltifat ediosun bol bol moral veriyo :)”

    “Yüz yüze gayet samimi ama mesafe girince çabuk soğuyabilen bi karekter.”

    Hangi cümleyi kim yazdı bilmesek de, her kimseniz alfabetik sıraya girin uleyn!:
    Akif Mete, Ali Saral, Asım Recep Büyük, Banu Kurtkaya, Belde Küçükyılmaz, Büşra Gizem Güvensoy, Deniz Tolga Balta, Dursun Yıldırım, Enver Engin Karalar, Fatih Turan, Fatih Ünal, Fulya Yeşiltaş, Harika Özhalepli, Hande Kural, Hasan Basri Çelebi, Hilmi Emre Efendioğlu, İsmail Erdem Sırma, Kıymet Duru, Merve Bayram Çavuşoğlu, Merve İncekabak, Merve Sümeyye Öztürk, Orhan Can Ceylan, Roza Gizem Kamiloğlu, Semra Kapıcıoğlu, Songül Gümüş, Talat Berk Afşin, Tayfun Arslantürk, Tansu Gencel, Tuğçem Yalçın, Yenal Saral

    Peki, ya ben ne düşünüyorum?:
    Bu cümlelerin hepsini kendim bir kompozisyon halinde yazsaydım eğer muhtemelen hayatımın özetini çıkarmış olurdum. Laz olduğumun düşünülmesi dışında tabi, gayet Türk’üm :) Kimileri için bir Scheme’den ibaret olmak, kimileri için sorularının cevap noktasında durmak, kimileri için ilkyardım çantası olmak, kimileri için muhabbet arkadaşı olmak bir yana, beni mutlu eden tek şey birkaç cümlede dost diye anılmak. Objektif yorumlarından dolayı üstte adı geçen herkese teşekkür ediyorum…

    Ben de ismimle bu listede olmalıydım, “hayatımda yerin ve hakkında düşüncelerim var” diyorsanız e-posta adresim emrinize amade: ebs@rahmetli.info



    Kapıdan içeriye süzülen ışık yine aynı şiddette odayı aydınlatıyor. Yataktaki battaniye sayısı değişmedi aslında, ama yatakla birlikte içimin sıcaklığı gittikçe azalıyor. Yine aynı şekilde tavana bakıyorum, kıpırdamadan. Uyurken bile bu ölümsüz ruh halime bürünemediğimi onlarca kez duymuşumdur. Uyurken bir sağa, bir sola dönüp duran koca popolu bir insan olmak yüzümde tebessüm yaratsa da, gücel değilim ki gurur duyayım bununla. Birkaç metre uzaklıktan kulağıma gelen hafif bir müzik sesi beni tekrar kendime getirirken anılardan uzaklaştırıp, bir şeylerin eksik olduğunu hissediyorum.

    Fiziksel bir temas değil eksik olan muhtemelen, öyle olsa en çığlıklı olanları tekrar tekrar yaşadım. Tekrar yaşamak istediğim ise gözle görülür, elle tutulur, saatlerce dudağından öpülür bir şey değil. Aksine, sadece hissedebileceğim bir duygu. Hissettirenler oldu zamanında, hissettirmek isteyenlerle birlikte. Şimdiyse hissetme çabası içinde geçmişin kokusunu üstümden atmaya çalışıyorum. Farklı insanlarla farklı duşlara giriyorum. Her biri kendi parfümünü, kendi üzerine sürüyor. Ben yine çırılçıplak kendi halimde aynaya bakarken buluyorum kendimi, onlar süslenip püslenirken. O odaları terkederken bir kazak, bir pantolon ve bir de aklımdaki senle kapıyı üstüne örtüyorum.

    İki paragrafın üstüne onlarca hayal, yüzlerce fikir, binlerce özlem eklenebilir. Ne benim ömrüm yetecek bu uzun hesaplaşmaya ne mutlu olabileceğim ömrüm bitene dek. Hem, mutlu olmak adına, istediğim gibi biri olması için kimseyi zorlayamam, bu yüzden kaçmak gerek tutsaklıklardan. Bağlamamak ve bağlanmamak elde değil insanın doğası gereği. Bir saç teli bile bağlı olsa o kimseye, koparırken tırnağın etten ayrıldığını hissetmemek de imkansız. Bu yüzden, tekrar, “sevmeyin beni” güzel insanlar.

    Not: Ne ilginç bir ironidir ki, “sevmeyin beni” adlı yazıda gösterilen orta parmak beni temsil ediyor olduğundan mı bilinmez; şu an bandajlı ve feci sızlar halde…

    Foto: Sxc.hu



    Yalnızca parodi

    Belediye ayda yılda bir tamir ettiğinde, eğer kar yağmışsa, o gece karın pürüzsüzlüğü en güzel manzaram olurdu. Gizlice gece saatlerinde, parmak ucunda kimseyi uyandırmamaya çalışarak dışarı çıkıp karın içine yatar, şu an tavana baktığım gibi sokak lambasına bakardım. Soğuk kış akşamlarında evimizin önündeki sokak lambası çalışmadığında ise şu an olduğu gibi kendimi yalnız hissederdim. Televizyondu tek eğlencem bahsi geçen yalnızlığımda. Çocukluğumda eğlenceyi oyunlarda tatmak için istediğim zaman dışarı çıkamazdım, izin vermezdi annem. Korkardı bir şey olacağından, dediğine göre. Kehanetleri doğru çıkan kadına saygıyla beraber bir nefret de duymaya başlamıştım. Ergenlik dönemine dahi gelmeden ne bu öfke böyle? Neyse ki mantık olgusunu hissetmeye başladığımda içimdeki öfke yerini sevgiye bırakmıştı.

    Yalnızdım, iki katlı bir konakta. Bolca zamanım olurdu düşünebilmek için. Her düşünce bir öğretiydi. Sıkılmamayı o yaşlarda öğrendim, öğrendiğimi sandığım. Nadiren sıkıldığımda ise bazen evdeki numune parfümleri alır, birbirine karıştırırdım. Her biri kendine özgü en güzel kokuya sahip olan ayrı şeylerin, birlikte olunca güzel kokamayacağını o zaman öğretmiştim kendime. Yalnız değildim belki de, her gün bir başka yeniliği yaşıyordum, kendimle. Bir ben, benin içinde.

    Uzunca patika bir yol yürürdüm okul için, eğer arabayla bırakılmıyorsam o gün. En sevdiğim yolculukları o zaman yapmıştım, rengini hatırlayamadığım sırtımdaki çantayla. Sabahın en erken saatlerinde köpekleri kolaçan eden ürkek gözlerle adımlarımı hızlandırırken sabah rüzgarının verdiği tadı çıkarırdım. Tadın sadece damakta değil, tende de yaşanabildiğini o zaman duymuştum kendimde.

    Şu an olduğu gibi yalan söyleyemezdim kendime o saflığımda. Yalan söylersen ‘şişersin’ deyimleriyle kandırdıklarını düşünenler aslında kişiliğimde dürüstlük olduğunu göremezdi. Küçük bir çocuk için fazla olabilirdi, kim bilir. Benim için mutluluk da fazlaydı o zamanlar. Hafta sonlarında ailece yapılan gezilerde de mutlu olamazdım. Sevilmediklerini düşünürlerdi nedenini bilmediğim bir şekilde. Sevilmediklerini düşünmekten ziyade benim sevdiklerimi düşünselerdi diye ‘keşkeler’im olmuştu kendiliğinden.

    Tanrı’yı çözümlemeye çalışırken Kur’an kurslarında buldum kendimi. Kendime öğretemeyeceklerimi başkaları öğretti. Kimi uzun sakallıydı, kimi diğerinden daha da uzun. Hep hayret duyduğum bir şekilde kısası bir tek babamda olurdu benim için. Babamın hocalığını ise göremedim şu ana dek. Eğer hocalık, cevabı öğretilmeyen sorulardan ibaret değilse. Bir yarış içine sokuldum nedenleri edenleri bulmak için. Ne ettim ne yaptımsa tatmin edemedim kendimi hiçbir alt konuda.

    İnsanların arasına girdiğimde tökezlediğim zamanlar olmuştu, bilmediklerimden dolayı. Televizyonda gördüklerim gerçek hayattakiler değildi, biraz benzer. Vücudumdaki parmakların binlerce katı kadar dahi nüfusu olmayan küçük bir ilçenin merkezinde daha da fazlasını ummayacak kadar büyümüştüm aslında. Parmaklarımla birlikte büyüyen bir ilçede her zaman en iyisi olmam gerektiğine inandırıldım. Gerek okulda, gerek dışarıda. Liseye kadar da böyle oldu. En iyisi oldum, tatmin olmak isteyen insanları tatmin edecek kadar. Kime neydi benim başarımdan ya da başarıp başaramayacağımdan, bilmiyorum.

    İsyan bayrakları ergenlik diye adlandırılan, benimse zekamın en gerilediği dönemde çekildi. Tüm isyanlar bir alev, her gözyaşı hayatımdan emekli olamayan müdavim bir itfaiyeci oldu. Bayraklar aşağı çekilmeye başladığında şu an bir çırpıda hatırlayamayacağım bir sürü anı yaşadım. Anı, anı yaşamaktı benim için, o ayrı. Unutmaya o yaşlarda başladım. Kendimi unuttuğumda başkalarında aramaya çalıştım kendimi. Aynaya bakmak gelmezdi aklıma çünkü çok ilerdeydim aklıma göre.

    Şimdiki zamanın birinci tekil şahsı, geçmiş zamanın üçüncü şahsı olmuş durumda. Ufaklık büyümüş ama içindekiler küçülmüş durumda. Yılların değiştiremediği yalnızlık pis pis sırıtmaya devam ediyor. Bir babanın oğluna zarar veremeyeceği gibi, ben de onun kafasına basıp ezemeyecek kadar garip bir sevgiyle bağlıyım ona. Ben büyüttüm, ama beni yalnızlığım bu yaşa getirdi. Yalnız büyüdüm ve yalnız yaşıyorum. Ama merak etmeyin, yalnızlığı size bırakıp gideceğim.

    Not: Bu yazı yeni bir yazım tarzımı geliştirmek için kaleme alınmıştır.



    Sevmeyin Beni

    Eğer benden hoşlandıysan, uzak dur. Ya da kalbini cebine koy da gel. Uzak dur ki birkaç gün sonra nefrete dönmesin hoşlantın. Ben böyle biriyim işte, birinin kalbini alıp darmadağan yapar, ardından giriş bırakmadığım kalbe girmek isterim. Priskolojik sorunlarım mı var benim? Belki…

    Farkında olmam yaptıklarımdan, yaptıktan sonra farkına varırım yanlış şeyler yaptığımın. Pişman olur muyum? Deli gibi, uyku girmez belki de gözüme çoğu gece. Tekrar yapmamak için kendime artık yeminler ederim, ama kırdığım kalplere giremem hayallerimi gerçeğe dönüştürmek için. Halbuki biri kalbini açsa, gel dese her şeye rağmen, bendeki devrimin lideri olacak. Ama anlıyorum da sizleri, cesaret edemiyor ve tekrar güvenemiyorsunuz. Söylediğim yalanların ve yalan söylemenin, hayatımın mihenk taşı olduğunu sanıyorsunuz. Tam aksini söyleyeyim derken paradoksun altında ezilip kalıyorum.

    Aslında ben yalnız kalmaya layık değilim kimseye layık olamadığım gibi. Kimse bakmasın bana, gülmesin öyle içten, tutmasın elimi, vermesin kalbini ve benzerini. Bana verilen herşey, hayatınızdan gidiyor çünkü. Ama merak etmeyin, beddualarınıza gerek bile yok. Çünkü siz giderken verdiklerinizin iki katını her zaman aldınız, alıyorsunuz. Bende kalan ne mi var? Yine pişmanlıklar, yine gözyaşı, yine berbat bir hayat…

    Elimi uzattım çoğu kez, düştüğüm yerden. Tutmak istemedi kimse, düşene bir tekme de benden olsun misaline tutundular sadece. Verdiğiniz kalp kimeydi? Hiç kimseye sanırım.  Bendeki aşklar hiçbir zaman tek kalemde silinebilecek aşklar olmadı. Zaten kaç kere aşık oldum ki, topu topu birkaç kez. Biri 2 yıl ardından silindi. Bu ortalamayla gidersem eğer üstüm başım çizik dolu olacak. Gün gelir de biri bana bir şans verirse eğer, o kalbe kendimi kilitleyip gözlerimi bağlayacağım. Ne başka gözlere ne başka yüzlere bakacak zamanım olacak hayatımı adadığım kişiyle birlikteyken. Ama bunlar sadece rüya. Rüyadan uyanamayıp ölmek de var sonunda. Belki de her şey yalan. Belki de aşık olduğunuzu sanıyorsunuz bana kalbinizi verdiğinizde. Aslında kendinizi kandırıyor olmayasınız? Çünkü ben aşık olunacak en son insanım… Sevmeyin beni, sevilmeyin de. Sonra pişmanlıklardan, hatalardan geriye dönüş olmuyor.

    foto: sxc.hu



    Hawaii
    Kartpostala yazım sığmadığı için ön yüzünü tarayıp mektupla birlikte yolluyorum canım.

    Buraları soracak olursan Cemil, havalar çok sıcak. Kafamı çıkarınca pencereden – bazılarına göre camdan – yamyam oluyor, içeri girince buzlukta 2 saat bekletirsem Mohikan oluyorum. Soğuk suyu gözlerime vurunca firil firil dönmeye başlıyorlar. Maymun gözünü açtı misali atıyorum kendimi sokaklara. Miniler saçılmış etrafa, açılmışlar püfür püfür olmak adına. Tamam, girmek yok fazla detaya, bilirim çeker canın Erzurum sokaklarında.

    Denize gitmek henüz nasip olmadı, bu işler zaman ister bilirsin. Alamadım henüz mavi bir bikini, bulamadım aslında kendime göre. Kime gitsem kalmadı diyor, belki de tipimi beğenmiyorlar. Halbuki bendeki kalça kimde var ki Cemil, sen daha iyi bilirsin. Az mı enseye şaplak, döte parmak oynadık seninle. Küçüktük o zamanlar, yıl kaçtı? Hatırlayamadım. Bu aralar hafızam pek yerinde değil. Sorma neden niçin, her şey abazalıktan. Bak bak bak bak, güzel bir gün yüzmek için.

    Senin şu iş olayları ne oldu? Açacaktın bir süper market güya, hala para mı biriktiriyorsun? Oğlum aldığın bahşişleri biriktirmekle çok zor bu iş söylüyorum sana. Yapma inat, eyleme, bırak vereyim sana işte para, borç tadında. Rahatça yersin bir gün ödemek adına. Bende para *ok (çoktur o çok, fesat olma) gibi bu sıralar, acayip baba parası yiyorum hiç sorma. Babam da bir gün beni yiyecek, ama hayırlısı. Korkarım, sızlarım, kaçarım sürekli mağaramın deliğine.

    Bir kız gördüm şu sıralar, omzu açıkta dolanmakta ortalıkta. Sorma yahu hala göremedim sırtı neye benzemekte merak ediyorum. Ne olmuş yani, illa tahrik olmak için senin gibi gözü popoya mı dikmek lazım. Bunlar medyanın dayatması, popo insanı tahrik etmemeli Cemil, az insan ol, kaldır şu gözlerini havaya. Zaten aşağıya baka baka kambur oldun. Annen bilgisayar başında oturmaktan öyle olduğunu sanıyor. Hiç de alakası yok halbuki. Bir ben bilirim senin ciğerini.

    Neyse, mektuba son verme vakti geldi. Malum devir tasarruf devri. Artık bulaşıkları elde yıkamıyorum, makinaya koyup 8 kere makinada yıkıyorum. Korkma korkma, hesaplarıma göre yine kardayım. Ne yapayım, elin makinasına güvenemiyorum. Kıyıda köşede bırakıyor bir kıymık, hasta ediyor beni. Ayrıca bu aralar yeni bir keşif üzerinde çalışıyorum. Söyleyeyim mi bilemedim, ama gülmek yok ona göre. Çamaşır makinasının kapağının sensörüne bir şey sokacağım, böylece kapandı sanacak salak. Kafamı sokacağım içeriye, deterjan koyulan yere de şampuan koyacağım. Yıkama ve kurutma seçeneği gördüm, camında yazıyor. O programda çalıştıracağım, herhalde saçım hem yıkanır hem kurutulur. İki işi bir arada yaparım, çok zekiyim şerefsizim.

    Hadi kendine iyi bak, uslu ol, insan ol, salyalarını silmeyi unutma. Öptüm, yaladım, yuttum.

    İmza: biricik kankan Hüsiyin (Eskiden nüfus müdürlüklerinde çok imla hatası olurdu, yıllardır senden resmi adımı gizledim, artık itiraf vaktidir. Hakkını helal et, dondurucuya koy. Seviyorum seni kereta)



    Kapısından içeri hafifçe salon ışığının süzüldüğü karanlık bir odada, iki kişilik bir yatak ve üzerinde yarısına kadar su dolu sürahi duran küçük bir masa sadece. Yatakta içiçe, yavaşça nefes alan iki bedenden biri hala uyanık: yarısına kadar açık göz kapaklarının arasından kahverengi gözleri tavanı süzerken, üzerindeki ter çıplak vücudunu henüz terketmeye başlamıştı. Düşünceleri, sigarasının dumanıyla odanın her köşesine yayılıyor gibiydi. Son külünü de döktükten sonra sağ elini, yanında rüyalarda gezinen kızın saçlarına attı usulca. Yavaşça okşamaya başladı, her bir telini keşfetmeye çalışırcasına. Sonra elinin dışını yanaklarında gezdirirken az önce çığlık çığlığa kendinden geçen yüzün hala kırmızı olduğunu farketti zar zor görebilse de. Uyanır gibi olunca çekti kendi göğsüne doğru. Öyle duruverdi ve dakikalarca izledi…

    Kızın kollarının altından yavaşça kendini çekerek ayağa kalktı ve havluyu beline sardı, birilerinden birşeyleri saklamak gerekirmiş gibi. Fazla uzağa gitmedi, iki adım atıp masanın yanındaki tahtadan yapılmış sandalyeye yavaşça oturdu. Soğuktu, havluya rağmen hissedilebilecek kadar. Sürahinin yanındaki bardağı yavaşça doldurduktan sonra uzun bir yudum aldı. Sanki yarım saat önce boşalttığı serinlik tekrar içine dolmuştu. Göz kapaklarını suyu içtikten sonra daha canlı açtığını farketti. Bunun değerini bilmek adına, oturduğundan daha hızlıca ayağa kalktı ve kapıya yöneldi. Çıkmak değildi amacı, hafifçe aralamaktı. Kapı hafifçe aralanırken kızın yüzü gittikçe aydınlanıyordu. Eski rengini geri aldığını farketti yüzünün. Geri gelip birkaç adımla, yatağın dibine oturdu. Ses çıkarmadan ve yavaşça, uyandırmamak için…

    Birkaç saat geçtiğinin farkındaydı, ama gözünde hala bir damla uyku yoktu. Gözlerindeki boşluğu saatlerce kafasını meşgul eden soru işaretleri doldurmaya başladı. Ellerindeki gözyaşını havluya sildikçe kuru yer kalmadığını farketti. Yavaşça nefesini kontrol etmeye başladı, biraz sonra dinginleşen nefes alışverişleri tamamıyla normale dönünce yerdeki kot pantolonunu havluyu kenara atıp üzerine çekti. Beyaz gömleğini üşüdüğünü yeni farkettiği vücuduna yavaşça geçirdi. Birkaç saniye öylece durup, kıza döndü. İki adım attıktan sonra eğilip yanağına küçük bir öpücük kondurdu. O an hissettiği sıcaklık, tüm vücudunu ısıtmaya yetti gömlekten ziyade. Olduğu yerden dirilip kapıya doğru yaklaştığında, odaya yayılan soru işaretlerini tekrar tüm gücüyle içine çekti, kızın kokusuyla karışık halde. Kapının yankısını geriye bırakarak uyuyan diğer bedeni kendi yalnızlığına bıraktı, ve gitti…

    Yazıyı okuduktan sonra, yapacak başka bir şey yoksa:

    Audio clip: Adobe Flash Player (version 9 or above) is required to play this audio clip. Download the latest version here. You also need to have JavaScript enabled in your browser.



    Kukladan insanlar

    Bazen, ölesi gelir insanın da ölemez kendiliğinden. Eceli beklemek de sıkıcı gelir o anda, keşke ipim olsa der insan, olsa da çeksem, bitse. Kendini bir ipe sap olmuş gibi hissettirse de çevresindekiler, aslında ip ona sap olmuştur her zaman. Sağa çekseler sola sadece bir bakış atabilir, sola çekseler sağa sadece arkasını dönebilir insan. Bir düşer, bir kalkar, kalkmak istemese de. Çığlık atınca içi parçalanır sadece, tek bir parça gözüktüğü halde dışarıdan bakınca. Gülümser gibidir boyadan dudakları, küçük bir tebessüm atar gibi. Yoktur parlayan gözleri, eğer boncuktan yapılmamışsa. Duramaz bir türlü kendi ayaklarında, söyleyemez dimdik içindekileri hiçbir zaman. Ağlar, sızlar, yavaşça kendi dinamiğinde kendini hırpalar insan, hırpalar kopsun diye kolları, bacakları. İşte o anda, keşke kafasında da ip olsa diye düşünür, eğer yoksa. Zihninin ipleri doğuştan başkasının ellerinde dolaşırken, kafasının kendi elinde olması neye yarar diye düşünür, düşünebiliyorsa eğer. Rüzgarı hissetmeye çalışır, bir oraya, bir buraya savrulurken. Derisinden süzülürken diler, diler ki her şey süzülüp gitse keşke. Anılar, acılar, bakışlar. Ayrılsa ayrılıklar bedenden rüzgar gibi. İşte kukladan insanlar yaşamaya sadece çalışırlar yaşarmış gibi yaparken, gün gelir de ipleri koparılır diye umarken…