<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>emin buğra saral</title>
	<atom:link href="http://www.rahmetli.info/tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.rahmetli.info/tr</link>
	<description>kişisel blog zımbırtısı</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 Jul 2010 15:27:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>rahmetli de yazardı: Betonarme Yüzler</title>
		<link>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-betonarme-yuzler/</link>
		<comments>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-betonarme-yuzler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 15:27:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emin Buğra Saral</dc:creator>
				<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rahmetli.info/tr/?p=1057</guid>
		<description><![CDATA[Bugün, uzun bir aradan sonra ilk kez çimenlerde yürüdüğümü farkettim. Eğip başımı, ayaklarıma baktım: Meğer yağmur yağmış, ıslanmışım. En son ne zaman doya doya yağmurda ıslandığımı unutmuşum. Çünkü ‘eğlence’yi dört duvar arasında sıkıştırmaya başlamışım çoğu insan gibi. Gezdiğimiz veya buluştuğumuz yerler dahi artık neredeyse gökyüzünü göremeyecek hale geldi. Alışveriş merkezleri, kafeler, restorantlar, hatta tarihi mekanlar. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bugün, uzun bir aradan sonra ilk kez çimenlerde yürüdüğümü farkettim. Eğip başımı, ayaklarıma baktım: Meğer yağmur yağmış, ıslanmışım. En son ne zaman doya doya yağmurda ıslandığımı unutmuşum. Çünkü ‘eğlence’yi dört duvar arasında sıkıştırmaya başlamışım çoğu insan gibi. Gezdiğimiz veya buluştuğumuz yerler dahi artık neredeyse gökyüzünü göremeyecek hale geldi. Alışveriş merkezleri, kafeler, restorantlar, hatta tarihi mekanlar. Özgürlüğe hapsediyoruz kendimizi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hatırlıyorum, küçükken hiç hoşlanmadığım piknikler vardı, büyüdüğüm konağın etrafında ağaçlara tırmanan, koşan küçük çocuklar vardı. Şimdi bu küçük ilçenin çocukları internet kafelerde veya alışveriş merkezlerinde teknolojinin ‘nimetlerini’ eğlence olarak benimsiyor. Hala pikniklere gidenler var elbet, ne mutlu onlara&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Doğanın göbeğinde yaşarken, oksijenin tadını dahi hissedebilirken, apartman yığınlarının ortasına gidince her şeyin değiştiğini farkedebiliyorsunuz. Farklı insanlarla birlikte farklı ilişkilere şahit oluyorsunuz. Tanıdığınız, bildiğiniz samimi, sıcakkanlı insanların menfaatçi ve içten pazarlıklı hale bürünüp farklı bedenlerde etrafınızda dolaştığını hissedince büyümemiş olmayı diliyorsunuz&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı insanların içindeki kıvılcım sönmemiş olsa da genellemeye maruz bırakan insanların yüzünde monotonluğun sıkkınlığı yansımaya başlıyor. Her sabah dile getirilen ‘günaydın’lar prosedür gereği gibi seslendiriliyor. Tebessümler sadece insanlar yanlarından geçene kadar asılı kalıyor yüzlerinde. Ve aynı heyecanla ‘iyi geceler’&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">His’matikten çıkıp sistematik bir dünyanın içinde insanlar duygularını gerektiği anda kullanılması gereken araçlar olarak algılıyor. Artık refleksler körelmiş halde, büyük şehirlerde. Sevgiler sadece ‘birinci dereceye’ gösterilebiliyor ve çekim güçlerini kaybetmiş şekilde güçlendirilmeyi bekliyor. Çünkü kimse kimseye güvenemiyor veya kimse birbirini tanımıyor. Herkesin içinde bir ‘belki’ yatıyor, önyargılar çoğaldıkça insanlar kendi içlerine kapanıyor. Betonarme yapılarda ilişkiler kurmaya çalışıp ‘karın tokluğunu’ veya ‘para’yı tek bir amaç olarak görmeye başlayan insanlar betornarme yüzler haline geliyor&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Duvarın rengini değiştirmek şeklini değiştirmiyor malesef. Şeklini değiştirecekseniz sıkıldığınız hayatın eğer, bir şeyleri feda etmeniz gerekebilir. Belki birkaç tuğlayı, kim bilir. Ama içinizde bir pencere varsa eğer, perdenizi kaldırıp güneşin doğuşunu izleyin: gözleriniz ya kamaşacak ya da kör olacak, ama yine de denemeye değer. Ucunda ölüm yok ya&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-betonarme-yuzler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>rahmetli de yazardı: Pervasız Kardeş Kavgası</title>
		<link>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-pervasiz-kardes-kavgasi/</link>
		<comments>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-pervasiz-kardes-kavgasi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Jul 2010 12:34:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emin Buğra Saral</dc:creator>
				<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[kürt]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[pkk]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rahmetli.info/tr/?p=1055</guid>
		<description><![CDATA[Küçükken adını bilmediğim bir adamın konserine gitmiştim belediye binasında. Boynunda peştemali ve elinde sazı vardı. Sesi kalın ve kendinden emindi. Konseri elini kaldırıp selamlayarak terk ettiğinde onu alkışlayanların hepsi Türk’tü. Bir Kürt, sesiyle ve müziğiyle Türkiye’de her eve girmişti o zamanlarda: Ahmet Kaya. Takdiri sadece Kürtlerden değildi, ta ki pervasız kardeş kavgasına ortak olana dek.
Bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Küçükken adını bilmediğim bir adamın konserine gitmiştim belediye binasında. Boynunda peştemali ve elinde sazı vardı. Sesi kalın ve kendinden emindi. Konseri elini kaldırıp selamlayarak terk ettiğinde onu alkışlayanların hepsi Türk’tü. Bir Kürt, sesiyle ve müziğiyle Türkiye’de her eve girmişti o zamanlarda: Ahmet Kaya. Takdiri sadece Kürtlerden değildi, ta ki pervasız kardeş kavgasına ortak olana dek.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir davası vardı diye düşünürdüm öncesinde; davası özgürlüktü sanardım herkes gibi, her Türk gibi. Meğer kendi kurdukları mahkemenin sanıkları Türkmüş. Yıllarca aynı kültürü paylaştıkları, aynı buğdayı eledikleri toprakta hepsi için idam cezası verilmiş düşüncelerinde, idam tahtası bulmak için kardeşler dağa sürüklenmiş sebebi yokken.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gerçeği öğrendiğim yaşlarda birçok Kürt arkadaşım vardı. Önce sağıma baktım, Kürt ve Türk kardeş sandım. Sonra soluma baktım, Kürtler kalleş sandım. Büyüyünce öğrendim gerçeği, aslında Kürtler düşman değilmiş, dağlardaki Kürtler kalleşmiş.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi etrafımdaki Kürt arkadaşlarımdan bazıları, PKK’nın dağdaki çobanlarını kardeş bellemiş. “Onlar da bizim gibi Kürt” diye başlayıp “kötü yolda olsalar bile” diye bitirdikleri cümlelerde pişmanlığın ses tonu yankılanıyor. Sonra cevap veremeyeceği bir cevap ya da bir sual: “Eğer onlar senin kardeşinse, ben neyinim?”</p>
<p style="text-align: justify;">Sessizlik&#8230; Kimse bilmiyor artık neyin doğru olduğunu, neyin yanlış olduğunu. Gidenlere gel deseler de dinlemeyeceklerini biliyorlar. Çünkü bilinçsiz düşüncelerinde geçmişin çiğnenmesini isteyen Amerika ve türevlerinin varlığından habersiz, zaten kendilerinin yaşadığı toprakta toprak kavgasıyla toprağa giriyorlar.<br />
İstenen gayet açık: Türkiye’nin büyük bir kısmını oluşturan Kürtler, Türkleri düşman olarak kabul ettiğinde BİZİ birbirimizden ayırıp ‘köpeklere’ peşkeş çekmek.  İtin tasması elinde, topraklarımızda dolaşıyor&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Sesi çıkan, karşı gelen ve doğruyu bilen Kürtler kamçılanıyor, tehdit ediliyor. Aynı kişiler bizi Kürtlerle kan davalı yapmak için ellerinden geleni yapıyor. Sonuç, hem Türk hem de Kürt şehitler&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Şunu iyi bilmek gerek, bizler aynı toprakta yıllarca körebe oynadık. Gözlerimiz kapalıydı, ama gönüllerimiz açıktı hep. Aynı okullara gittik, aynı dili konuştuk, aynı düşmanla savaştık hatta. Çünkü hepimizin ardında bulunduğu sınır aynıydı. Peki ‘ne oldu’ da şimdi ardımıza değil, aramıza sınırlar çekiliyor?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sefer barış dolu,<br />
sevgiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-pervasiz-kardes-kavgasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>rahmetli de yazardı: Kusru Müdafaa</title>
		<link>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-kusru-mudafaa/</link>
		<comments>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-kusru-mudafaa/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Jul 2010 00:25:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emin Buğra Saral</dc:creator>
				<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[dürüst]]></category>
		<category><![CDATA[dürüstlük]]></category>
		<category><![CDATA[emin buğra saral]]></category>
		<category><![CDATA[kusru müdafaa]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rahmetli.info/tr/?p=1053</guid>
		<description><![CDATA[Birçok nedeni var aslında, ama en büyüğü doğada kendi menfaatini korumaktır. Yalan, yatsıya kadar oyalanırken kendi dünyamızda kurda kuşa yem olmamak için çok iyi bir yöntem gibi gözükse de sonunda dokuzuncu köyden de kovulmamızın ana sebebidir.
Çekilecek cezayı veya olumsuz sonuçları ‘ertelemek’ için iki dudak arasından çıkan cümlelerin hiçbir değeri yoktur insan maneviyatında. Anlık dürüstsüzlüğün devamlılığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Birçok nedeni var aslında, ama en büyüğü doğada kendi menfaatini korumaktır. Yalan, yatsıya kadar oyalanırken kendi dünyamızda kurda kuşa yem olmamak için çok iyi bir yöntem gibi gözükse de sonunda dokuzuncu köyden de kovulmamızın ana sebebidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çekilecek cezayı veya olumsuz sonuçları ‘ertelemek’ için iki dudak arasından çıkan cümlelerin hiçbir değeri yoktur insan maneviyatında. Anlık dürüstsüzlüğün devamlılığı ve ertelenen sonucu size ömür boyu kaybedeceğiniz bir değere kesinlikle mal olacaktır. Bahsi geçen değer belki sevdiğiniz biri, belki en basitinden bir diş ipi olacaktır. Bir önemi var mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Söylemek istediğim, kendi menfaatinizi gözetleyip dürüstlüğü önemsemeden attığınız her adımdan mutlaka birkaçı birinin sırtına denk gelecektir. Birilerinin sırtından elde edilen başarının devamlılığı yalanınızın altındaki kişinin ömrü kadar olacaktır, sizin ömrünüz kadar değil. Evet, günümüz Türkiye’sinde başarılı olabilmek için fedakarlıktan ziyade uyanıklığın ve dalaverenin gerekli olduğunun farkındayım. İstisnalar sağolsun son cümlemi çürütecek kadar bir hayli fazla. Bu kişilerin çalışkanlıkları onları hedefledikleri noktaya az ama öz adımlarla getirmiştir fakat “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” mantığıyla onların da geriye kuru bir bedenden başka bir şey bırakamaları beklenemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkesin aklına gelebileceği tek ve en güzel örnek muhtemelen Atatürk olacaktır. Geride bıraktığı sadece bir beden değil, aksine kurduğu her cümle hala ilk günkü gibi canlı. Türk milleti zekidir ve çalışkandır ama dürüsttür de. Atatürk son kısmı eklemeye gerek duymayıp hepimize güvenmiş ama aramızda hala birbirine yalanlarıyla çukur kazmaya çalışan insanlar var.</p>
<p style="text-align: justify;">İkili ilişkiler, iş ilişkileri ve belki de aşklarda iki taraftan biri eğer yalan söylüyorsa bahsettiğim gibi sonucun olumsuz bir duruma yönleneceği kaçınılmaz gerçek. Bunu bildiğimiz halde bilmiyor gibi davranmamıza gerek yok. Aklınıza geleni,  düşüncelerinizin gerçek taraflarını yansıtın, en azından yansıtmaya çalışın. Olduğunuz gibi gözükmeyip başkası olmaya çalıştığınızda size ya birkaç beden büyük gelecektir ya da küçük: sıkılır ya da boşlukta kaybolursunuz. Huzuru yakalamak adına küçük mutsuzlukları göze almak gerekecektir, belki de büyük. Ama huzrun olmadığı bir dünya yarattığınızda elinizdeki paranın / insanın ne tadını alabilirsiniz ne de sonuna kadar yaşayabilirsiniz. Elbette doğru yolun dürüstlükten geçmeyeceğini söyleyecek birileri olacak, başta nefsiniz. O zaman bilin ki, önce kendinize yalan söylemeyi durdurmalısınız.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-kusru-mudafaa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>rahmetli de yazardı: İş ve Siz</title>
		<link>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-is-ve-siz/</link>
		<comments>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-is-ve-siz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2010 06:48:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emin Buğra Saral</dc:creator>
				<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[emin buğra saral]]></category>
		<category><![CDATA[iş]]></category>
		<category><![CDATA[işsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rahmetli.info/tr/?p=1051</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’nin bilmem yüzde kaçı işsiz ve bu insanlardan milyonlarcası da üniversite mezunu. Gençlerin televizyon röportajlarında yineledikleri ve hükümeti suçladıkları bu cümlenin arkasına sığınmayıp biraz da kendilerini suçlamaları gerektiğini düşünüyorum.
Birey olarak kendini geliştirmeyip armut piş, ağzıma düş felsefesiyle zamanı kovalayan insanlar genelde ‘amaçsız’ olarak nitelendirilir ve bir baltaya ‘sap’ olamazlar. Bahsi geçen milyonların içindeki gençlerin çoğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin bilmem yüzde kaçı işsiz ve bu insanlardan milyonlarcası da üniversite mezunu. Gençlerin televizyon röportajlarında yineledikleri ve hükümeti suçladıkları bu cümlenin arkasına sığınmayıp biraz da kendilerini suçlamaları gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Birey olarak kendini geliştirmeyip armut piş, ağzıma düş felsefesiyle zamanı kovalayan insanlar genelde ‘amaçsız’ olarak nitelendirilir ve bir baltaya ‘sap’ olamazlar. Bahsi geçen milyonların içindeki gençlerin çoğu bu mantıkla kendilerine bir şey katmamak için direniyorlar. Genelleme yapmadan çoğunluğa değinmek gerekirse eğer, bu gençlerin bazıları gün boyu sağda solda gezinip ‘bön bön’ sana, bana, ona bakınıp duruyorlar. Bu gençlerin başka bir kesmi de uzun uğraşlar (!) sonucu buldukları kafe &#8211; kahve gibi mekanlarda sigara paketlerini ekmek niyetine yiyorlar. Merak etmeyin, yine ‘bön bön’ bakış ifadesi yüzlerinden eksik olmuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bacaklarını 90 derece açıp sahip olduğu tek nitelikle geviş getirirken “Arkadaşım, Türkiye’de iş yok ki çalışalım, aha görüyorsunuz milyonlarca üniversite öğrencisi işsiz. Devlet bize iş bulsun, okutmayı biliyor ama imkan sunmuyor.” tarzında yakınmaları tekrarlayan bireyler niteliksiz bir elaman olup okuduğu yıllarda da niteliksiz bir öğrenci olmuştur genellikle. Zaten bu insanlar bilerek seçmemişler istedikleri bölümü, ya puanı sadece o bölüme yetmiştir ya başkaları orayı tavsiye etmiştir. Peki ilkokul sıralarında bahsi geçen ‘hedef’ üzerinde yoğunlaşmaya çalışmışlar mı? Malesef hayır.<br />
Güzelim ülkemde bahsi geçen insanlar masa başında oturup baş sallayarak zengin olma hayalleri kurarken diğer yanda lise yıllarında okulu bırakıp kafasındaki hayalin peşinden koşan insanlar var. Üniversite veya eğitimle kimse hayatını garantiye alamaz, eğer bir yerlerden torpil bulamıyorsa. Bu yüzden yol yakınken kendinize bir hedef belirlemeli ve her ne olursa olsun bu hedef yolunda kendinizi geliştirmelisiniz. Üniversite sadece ufkunuzu genişletecektir, fazla bir şey beklemeyin.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyelim ki kitap okumuyorsunuz veya interneti sadece oyun amaçlı kullanıyorsunuz. Gazeteye de sadece iş ilanları için bakıyorsunuz. Kullanmayı sevdiğiniz ögelerin arasına hedefinize yol gösterecek araçları yerleştirmeyi deneyin. İnterneti kafanızdaki hayali gerçekleştirebileceğiniz üzerine kullanmayı deneyin. Ama farkında olacaksınız ki çok yavaş ilerliyor hale geleceksiniz ve bir yerlere gelebilmek için hızlanmanız gerekecek, araştırmanızı kitaplara ve sokaklara yaymanız zorunlu olacak. Eğer kafanızda bir şey varsa, bir ideal: kesinlikle yılmayın, hemen başlayın.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-is-ve-siz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sessiz Çığlıklar</title>
		<link>http://www.rahmetli.info/tr/sessiz-cigliklar/</link>
		<comments>http://www.rahmetli.info/tr/sessiz-cigliklar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 19:22:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emin Buğra Saral</dc:creator>
				<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[emin buğra saral]]></category>
		<category><![CDATA[haftalık]]></category>
		<category><![CDATA[köşe]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[otobüs]]></category>
		<category><![CDATA[sessiz çığlıklar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rahmetli.info/tr/?p=1048</guid>
		<description><![CDATA[Hastanelerde ve benzeri yerlerdeki ‘sessiz olma’ ifadesini ve gayesini anlayabiliyorum fakat halka açık olan herhangi bir yerde sessiz olma çabasını anlayamıyorum. Belki de algılayamıyorum.
Bu olayda bilinçaltına inilmesi gerektiği aşikar. Çoğu birey çocukluğundan ergenliğe kadar sessiz olma öğüdüyle uyarılır. Mesela misafirliğe gidilen bir evde zıpır zıpır ortalıkta koşturmalar normal kabul edilirken, sevinç ünlemlerini dışarıya vuran sesli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Hastanelerde ve benzeri yerlerdeki ‘sessiz olma’ ifadesini ve gayesini anlayabiliyorum fakat halka açık olan herhangi bir yerde sessiz olma çabasını anlayamıyorum. Belki de algılayamıyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu olayda bilinçaltına inilmesi gerektiği aşikar. Çoğu birey çocukluğundan ergenliğe kadar sessiz olma öğüdüyle uyarılır. Mesela misafirliğe gidilen bir evde zıpır zıpır ortalıkta koşturmalar normal kabul edilirken, sevinç ünlemlerini dışarıya vuran sesli ifadeler çocuğun azar işitmenin en büyük sebebi olur. Aynı çocuk okul yıllarında iki kişi konuşurken üçüncü olduğunda ters bakışları üstüne çekmeye başlar. Ders hakkında konuşulsun veya konuşulmasın ‘sessiz ol’ uyarısını her insan almıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar dört duvar içindeki sınırlandırmalardı. Ama hayatın büyük bir kısmının geçtiği sokaklarda bile sesinizi çıkarmanın anormal olduğunu düşünüyorsunuz. Mesela sokakta gerisinde kaldığınız bir arkadaşınızın ardından önce kısık sesle bağırıyor, duymazsa biraz daha yükseltiyor, tekrar duymazsa limitinizi zorluyorsunuz. Siz sesinizi duyurana dek arkadaşınız gözden kayboluyor bile. Neden ilk seferde sınırlar zorlanmıyor? Çünkü birileri nedense her şeyden rahatsız olacakmış gibi hissediyoruz. Sokakta bile.</p>
<p style="text-align: justify;">Geçtiğimiz haftalarda bir dolmuşta otururken, yurt dışından gelen öğrenciler dikkatimi çekti. Biri dolmuşun en arkasında oturuyor, diğeri de en önde ayakta duruyor. Bu iki genç birbirleriyle tüm dolmuşu sağır edebilecek seviyede muhabbet ediyor. Hiç kimse ‘sessiz ol’ ricasında bulunamıyordu. Hayır, bunun yabancı olmalarıyla alakası yok. Çünkü kuzenimle gece 11’de bindiğim tıklım tıklım dolu bir otobüste sadece ikimizin sesi yankılanıyordu. Bu sefer de kuzenim 10 yaşında diye kimse uyarmadı, herkes kulak misafiri oldu istemeyerek de olsa.</p>
<p style="text-align: justify;">Demek istediğim, toplum olarak iki farklı kavramı ortak noktada buluşturma sorunu yaşıyoruz. Çığlığın sessiz atılması gerektiğini düşünüyoruz, ve aslında ne düşündüğümüzden emin de değiliz. Rahatsız olup olmadığımızı dahi bilemiyor, çıkan sese tepki verecek sesi çıkaramıyoruz. Sesimizin çıkmaması gerektiğini düşünerek büyütülünce, bu kavramı yırtıp kendine özgüven aşılamış insanların haksız tavırlarına karşı gelemiyoruz. Ne söyleniyorsa onu yapıyor olmak istemiyorsak eğer, size ‘sessiz ol’ diyenleri umursamayın, eğer onları rahatsız etmediğinizi düşünüyorsanız. Çünkü başkalarının rahatsızlık seviyesi sizinkiyle uyuşmuyor olabilir. Bu yüzdendir ki çoğu hükümet sesi çıkan toplumla uyuşamaz, farklı düşüncelerin sesi çıktığından dolayı. Güzelim Türkiye’de olduğu gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rahmetli.info/tr/sessiz-cigliklar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>rahmetli de yazardı: Renkli Rüyalar</title>
		<link>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-renkli-ruyalar/</link>
		<comments>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-renkli-ruyalar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Jun 2010 15:23:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emin Buğra Saral</dc:creator>
				<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[emin buğra saral]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[rahmetli]]></category>
		<category><![CDATA[renkli rüyalar]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[telefon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rahmetli.info/tr/?p=1045</guid>
		<description><![CDATA[Elektrik kokmaya başladı ruhlarımız teknoloji yüzünden. Yıllardır sinsice ilerliyor içimizde, yayılıyor yararlı bir şey gibi gösterip kendini. Kandırıyor yüzlerce, binlerce, milyonlarca insanı. Radyasonu altıncı his olarak algıladığımızdan mıdır bilinmez, kendimizi uzaklaştıramıyoruz kendisinden&#8230;
Küçük yaşlarda başladık bilgisayar kullanmaya. İlk önce oyun oynandığını düşündük sadece, 10 yaşındaydık çünkü. Tomb Raider’ın tüm bölümlerini oynayıp bitirmiştik. Ödevler vardı yapılması gereken, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Elektrik kokmaya başladı ruhlarımız teknoloji yüzünden. Yıllardır sinsice ilerliyor içimizde, yayılıyor yararlı bir şey gibi gösterip kendini. Kandırıyor yüzlerce, binlerce, milyonlarca insanı. Radyasonu altıncı his olarak algıladığımızdan mıdır bilinmez, kendimizi uzaklaştıramıyoruz kendisinden&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Küçük yaşlarda başladık bilgisayar kullanmaya. İlk önce oyun oynandığını düşündük sadece, 10 yaşındaydık çünkü. Tomb Raider’ın tüm bölümlerini oynayıp bitirmiştik. Ödevler vardı yapılması gereken, ama ne de olsa ilkokul üçüncü sınıfta yapılmayan ödevin bir zararı olmazdı. Beşinci sınıfta ise öğretmen cetvelinin sızısı dinmeden klavyede unutuverirdik parmaklarımızı. Babamız kızıp bilgisayarın fişini çektiğinde kaçacak başka bir yer vardı: televizyon. Onda bulduk kendimizi, yalnızlıktaki eğlencemizi. Komşular hal hatır sormaya değil, birlikte pembe diziyi izlemeye gelir oldu. 90’lardaki siyah beyaz televizyonlar içimizi karartmaya başladığında renkli televizyonlar hayatımıza renk katıyormuş gibi geldi. Aldık cebimizdeki tüm parayla. Ve elektrikler kesildiğinde her şey normale döndü diye düşünemeden “sizde de elektrikler kesildi mi?” diye bir ses, ahizenin diğer ucunda. Dakikalar süren telefon konuşmaları ahizeden çıkıp mini cep telefonlarına kadar uzadı. Bitmek bilmedi dırdırlar, gereksiz harcamalar. Parayla birlikte kendimizi harcar olduk&#8230; Kendi kendimize bir imaj çizdik, teknolojiye paralel olarak. Önce televizyon şart oldu, sonra telefon ve ardından bilgisayar. Bizler sonu gelmeyecek bir şekilde ilerlerken, internet bu üçünü kapsar hale geldi. Gözümüzü kapattığımızda bile renkli bir dünya görür olduk: telefonun ucunda uyuya uzaktaki sevgililer, iş çıkışı kamera açtırmak için can atanlar, arkadaşlarıyla sabahlayana dek oyun oynayanlar, dizisini izlemek için neler olduğunu bile bilmediği haber saatinin bitmesini dört gözle bekleyenler&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Kendimizi öyle bir yere sürüklemişiz ki, şimdi her şeyi terkedip başa dönebilmek neredeyse imkansız. Telefon gözlerimiz, internet sözlerimiz, televizyon özlemimiz oldu: Kapatılamayan yorgun gözler, söylenemeyen sözler ve saati beklenemeyen sahte kavuşmalar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ne mutlu bu rüyanın içinde olmayıp elle ve elde tutulur mutlulukları yaşayabilenlere. Radyasyondan uzak bu insanların elini öpmenin verdiği huzur bayramlardan taşıp içimize akabilse keşke. Tüm saflıkları, bizim cahiliyet damgasını vurabileceğimiz teknolojiyi bilmemek ve yaşamamak. Şimdi bulunduğunuz yerde etrafınıza bakın ve bir düşünün. Onlar mı “saf” yoksa biz mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-renkli-ruyalar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>rahmetli de yazardı: Sıfatsız Sıfatlar</title>
		<link>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-sifatsiz-sifatlar/</link>
		<comments>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-sifatsiz-sifatlar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2010 11:39:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emin Buğra Saral</dc:creator>
				<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[emin buğra saral]]></category>
		<category><![CDATA[haftalık]]></category>
		<category><![CDATA[köşe]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[sıfatsız sıfatlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rahmetli.info/tr/?p=1042</guid>
		<description><![CDATA[3 Haziran 2010&#8242;da Kuzey Anadolu gazetesinde yayınlanan köşe yazım:
Bana göra, toplumu tehdit eden iki insan türü var: “sonradan görme” ve özenti. Tırnak içinde açıklanmayı bekleyen tanım aslında toplumun kendi içinde bu insanlara olan refleksinden ibaret. Bir nevi alıntı yapmış oluyorum haliyle. İşte bu görme yeteneğini sonradan kazanan insanların nirvanaya ulaştıkları anda kendileri olmaktan çıkıp farklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>3 Haziran 2010&#8242;da Kuzey Anadolu gazetesinde yayınlanan köşe yazım:</p>
<p style="text-align: justify;">Bana göra, toplumu tehdit eden iki insan türü var: “sonradan görme” ve özenti. Tırnak içinde açıklanmayı bekleyen tanım aslında toplumun kendi içinde bu insanlara olan refleksinden ibaret. Bir nevi alıntı yapmış oluyorum haliyle. İşte bu görme yeteneğini sonradan kazanan insanların nirvanaya ulaştıkları anda kendileri olmaktan çıkıp farklı bireylere bürünmelerinin tek sebebi para. Paranın o kadar değerli olduğunu benimsemişler ki yıllarca, öfkeyle kazandıkları parayla eğitimin, sağlığın veya maddiyatla eşdeğer tutulamayacak tüm varlıkların satın alınabileceğini sanıyorlar. Öfkeyle kalkanın zararla oturacağını düşünmeye zaman ayırmadan altın bir kolye takılır ağdadan nasibini almamış göğsün üstüne ve kocaman bir Ray-Ban gözlükle İtalyan modasını takip eden  birey oluverirler. Çünkü yıllar önce yanlarından güzel ve şaşalı bir kız burnunu kaldırarak geçip gitmiştir veya yakışıklı ve zengin bir erkek farklarına dahi varmadan başını çevirmiştir. Binlerce örneği daha olabilir bu olayların. Onlar gibi görünüp onları beğenmeme sırası “sonradan görme” insanlarda mı şimdi? Zamanında “hor gören zenginler” tırnağında küçümsedikleri insanlar yüzünden başka bir tırnak altında bilinçsiz tüketici modelini temsil ediyorlar. Afrika&#8217;daki bir çocuğun ona verilen kocaman ekmeği tadını almayı düşünmeden 10 saniyede bitirmesi gibi, her şeyi aynı anda tadına varmadan yaşama çabası. Aslında onlarınki, bu çocuğun tüketim anlayışının yanından bile geçemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllar sonra kazandıkları parayla beğenmediklerine bürünen insanların yanında, kendisi olmayı beceremeyen insanların başkası olma çabası ise toplumun bir başka yüzü. Bahsi geçen özenti sıfatına genelde genç yaşta, düzgün bir rol modelden nasibini almamış insanlar talip oluyor. Gün boyunca altyazılarla izledikleri dizilerin karakterlerini veya ellerinde sadece mikrofon varken değer görenleri benimseyip tekdüze insan olmaya çabalıyorlar. Kendi fikirleri sadece şarkı sözleri veya film replikleri; kendi giyinimleri sadece klip imajları veya dizi kostümleri. 16&#8242;lık Polat özentileri delikanlılığı Perşembe geceleri perçinleştirirken, 17&#8242;lik kızlar neyse ki Behlül&#8217;e bayılırken onun listesine girmeye çalışmıyor. Merak etmeyin kızlar için özenti olabilecekleri onlarca yerli ve yabancı sanatçı (!) mevcut. Biri olmazsa iki üç ay sonra diğerini taklit etmeye başlıyorlar. İnsanların bu güç ve ün merakı erken yaşta aileleri tarafından ele alınıp kontrol edilmediği takdirde kendileri olmak yerine başkalarını değiştirip yamama ihtiyacı güdüyorlar. Özgüven kazanılması en zor özelliklerden biriyse aşıyı başkasının eliyle değil, kendi elinizle çocuğunuza vurmanız gerekiyor. Diyelim ki bunu yapmadınız, özenti bir insan topluma niye tehdit olsun ki? Çünkü özenti bir birey kolayca manipülasyon malzemesi olabilir, farklı düşüncedeki insanlara saygı duymak yerine onları düşman olarak algılayabilir, sorulan bir soruya cevap vermek için kendi fikirlerine değil başkalarının fikirlerine başvurabilir. “Sonradan görme” olanlar ise zayıf karakterleri ve değişken yapılarıyla köstek olurlar desteksiz yapıya. Sizce bunların hiçbiri tehdit olarak durmuyor mu?</p>
<p style="text-align: justify;">Benim gözümde tehdit olarak yer bulan “sonradan görme” ve özenti sıfatlarından birine sahip olmak yerine sıfatsız olmanın daha cazip gelmesi dileğiyle.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-sifatsiz-sifatlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>rahmetli de yazardı: İdeal Yoksunluğu</title>
		<link>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-ideal-yoksunlugu/</link>
		<comments>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-ideal-yoksunlugu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 May 2010 11:23:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emin Buğra Saral</dc:creator>
				<category><![CDATA[köşe yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[ideal]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[kuzey anadolu gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[of]]></category>
		<category><![CDATA[trabzon]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[yerel gazete]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rahmetli.info/tr/?p=1037</guid>
		<description><![CDATA[Kuzey Anadolu Gazetesi için yazdığım köşe yazısı:
10 yılı aşkın bir eğitim serüveninin gereksizliği ve zorluluğu dillerine ilkokul sıralarındayken düşen gençlerin gerek emek terleriyle gerek torpillerle üniversiteye ‘kapak’ atmasını tüm ebeveynlerin derin arzularla istediği aşikar. Öğrencilerden kimileri getireceği paranın hayallerini kurarak popüler meslekleri kimileriyse babasının olmasını istediği mesleği avuçluyor. Peki olması gereken bu mu?
Bir üniversite öğrencisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Kuzey Anadolu Gazetesi için yazdığım köşe yazısı:</strong></p>
<p style="text-align: justify;">10 yılı aşkın bir eğitim serüveninin gereksizliği ve zorluluğu dillerine ilkokul sıralarındayken düşen gençlerin gerek emek terleriyle gerek torpillerle üniversiteye ‘kapak’ atmasını tüm ebeveynlerin derin arzularla istediği aşikar. Öğrencilerden kimileri getireceği paranın hayallerini kurarak popüler meslekleri kimileriyse babasının olmasını istediği mesleği avuçluyor. Peki olması gereken bu mu?</p>
<p style="text-align: justify;">Bir üniversite öğrencisi olarak etrafıma baktığımda bir elin parmak sayısını geçmeyecek sayıda ideal sahibi insanlar görebiliyorum. Diğerleri ise günü gün etme ve bir an önce diplomayı alıp kısa yoldan para kazanma peşinde. Kendini geliştirmeye ve mezun olmaya çalışırken kendi çizdikleri yolu  izlemeye değil de ellerine tutuşturulan hayat haritasını takip etmeye odaklanıyorlar. Başka ne yapabilirler ki zaten?</p>
<p style="text-align: justify;">Küçük yaşlarda bize yarışmayı öğretiyorlar nedense. Katılmıyorum insanın doğasında var olduğuna. “Sen daha iyisin” diye pohpohlanarak büyütülüyoruz, sebepsizce. Birinci olmak için birbirini ezmeye (namıdiğer geçmeye) odaklı ergenlik döneminin ardından bir de bakmışız ki bencil, para düşkünü, menfaatçi kişilikler olmuşuz, oluşturmuşuz. Aramızda bu rüzgara kapılmayan ve her insanın aslında eşit olduğunun farkına erken yaşta varabilen şanslılar da var. Peki ya çoğunluğa hükmeden diğerleri?</p>
<p style="text-align: justify;">Geride kalan diğerleri, benim tabirimle ‘şanssız’ sıfatına layık olanlar ise cümlesini alıntı yapmadan kuramayan, çaldığı fikrin altına başarılı olmak adına düşünmeden imza atan ve parayla insanlığı doğru orantılayan insanlar. Ne yazık değil mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Eğer bilmeyenleriniz varsa, üniversitede ‘insan nasıl olunur’ diye bir ders verilmiyor. Evet, ağacın yaşken eğileceğine Türkçe dersinin atasözü örneklerinde rastlayabilirsiniz elbette. Atalarımızın sözleriyle övünmeye bayılan gençlerin aslında dövünmeye başlaması gerekiyor. Elbette genelleme yapmıyorum, yapamam da. Sadece içinde olduğum kuyudan size gördüklerimi tasvir etmeye çalışıyorum. Ne o, karanlık mı geldi bahsettiklerim?</p>
<p style="text-align: justify;">Demek istediğim, üniversiteye ‘şanssız’ bir donanımla gelen gençlerden kimse bir şey beklemesin. Kimse geleceğin Atatürk’ü olamayacak, kimse ülkemi bağımlılıktan kurtaramayacak. Üzgünüm, arada sesi çıkanlar grup psikolojisinde bastırılıp yok edilecek. Büyüklerin bahsettiği demokrasi (!) de bu değil miydi zaten?</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgiler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rahmetli.info/tr/rahmetli-de-yazardi-ideal-yoksunlugu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>löldiridatdat laylay lölaylom</title>
		<link>http://www.rahmetli.info/tr/loldiridatdat-laylay-lolaylom/</link>
		<comments>http://www.rahmetli.info/tr/loldiridatdat-laylay-lolaylom/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 May 2010 09:55:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emin Buğra Saral</dc:creator>
				<category><![CDATA[duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[löl nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rahmetli.info/tr/?p=1032</guid>
		<description><![CDATA[Bildiğiniz veya bilmediğiniz üzere çoğu cümlemin sonunda beliren bir hecedir (veya kelime) &#8220;löl&#8221;. Nedir, neyin necisidir, nerden gelir, ataları zengin midir gibi sorulara cevap verip ardından bir başka konuya değineceğim. Daha sonra pardon, yanlışlıkla değdirdim deyip ortalıktan kaçacağım.
löl, bildiğiniz lol&#8217;un aynısı. Çoğu kimseler de bilirler. Bilmeyen varsa kendini ayıplamasın, onlar için açıklayabiliriz hemen. LOL, gavurların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bildiğiniz veya bilmediğiniz üzere çoğu cümlemin sonunda beliren bir hecedir (veya kelime) &#8220;löl&#8221;. Nedir, neyin necisidir, nerden gelir, ataları zengin midir gibi sorulara cevap verip ardından bir başka konuya değineceğim. Daha sonra pardon, yanlışlıkla değdirdim deyip ortalıktan kaçacağım.</p>
<p style="text-align: justify;">löl, bildiğiniz lol&#8217;un aynısı. Çoğu kimseler de bilirler. Bilmeyen varsa kendini ayıplamasın, onlar için açıklayabiliriz hemen. LOL, gavurların icat ettiği en fuzuli kısaltmalardan (abbreviation) biridir, açılımı kişiden kişiye değişebiliyor: laughing out loud, lots of loud, laugh out loud. Türkçe&#8217;ye direkt çevirince çok mantıksız olabilir, fakat kısaca msn veya muhabbet dilinde kullandığımız &#8220;:D:D:D&#8221; , &#8220;auehuaeh&#8221; , &#8220;zuaaaaa&#8221; saçmalıklarının en uslu olanıdır lol. Bunu Türkçeleştirmenin tek yolu üstüne iki nokta koymaktı, ben de koydum. Çok ciddi adam olduğumdan değil, ama ciddiyeti sevdiğimden az ve öz tebessüm ifşa ediyorum cümlelerin sonunda, eğer gerekiyorsa. Eğer ben bir cümlenin sonuna &#8216;löl&#8217; koymadıysam, o cümle dikkate alınmalı demektir. Diğer türlü bi zibidilik arayabilirsiniz. İsterseniz hiçbir şey yapmayın, banane ki. löl.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu kısa basınımsı açıklamadan sonra değineceğim nokta şudur ki, benim haricimde benden görüp de &#8216;löl&#8217; deyimini kullanan insan sayısında artış olmasıdır. Böyle durumlarda Tarkan duygularım kabarıyor ve yakalarsam öperim durumuna giriyorum artık. Tamam, ben orjinal bir şey kullanmıyorum. Var olan bir şeyi  kendime göre fuzuli formatta kullanıyorum. Ancak ve sancak bari bu noktada kendimiz bir şeyler üretelim modundayım. He, öte yandan, sırf ben kullanıyorum diye bana cevap yazarken &#8220;löl&#8221; yazmak zorunda değilsiniz, sempatik de olmuyor, valla billa. Benim cümlelerime &#8220;löl&#8221; ile cevap veren kişilere değdiresim geliyor bu yazdıklarımı, hiç de kibar olamıyorum öyle durumlarda. İçime İbrahim Üzülmez kaçıyor. Hayır, Tarkan&#8217;la beraber değil. Önce &#8220;ooo piti piti&#8221; yapıyorlar kendi aralarında, kim çıkarsa o kaçıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepsi bu kadar. Umarım bu yazının sonuna kadar gelip zaman kaybına uğramamışsınızdır.<br />
Sevgiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Not: Hepsi şakaydı, istediğinizi yapın. löl.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rahmetli.info/tr/loldiridatdat-laylay-lolaylom/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30 kişinin hayatındaki yerim ve yersizliğim &#8211; 2</title>
		<link>http://www.rahmetli.info/tr/30-kisinin-hayatindaki-yerim-ve-yersizligim-2/</link>
		<comments>http://www.rahmetli.info/tr/30-kisinin-hayatindaki-yerim-ve-yersizligim-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 May 2010 18:04:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Emin Buğra Saral</dc:creator>
				<category><![CDATA[kompozisyon]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet Sarıalioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ammar Çeker]]></category>
		<category><![CDATA[armağan ünal]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşegül Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Begüm Yurttaş]]></category>
		<category><![CDATA[Burcu Altıntaş]]></category>
		<category><![CDATA[Büşra Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Dilara Özegeli]]></category>
		<category><![CDATA[Eda Hns]]></category>
		<category><![CDATA[Emrah Oktay]]></category>
		<category><![CDATA[Esra Onaylı]]></category>
		<category><![CDATA[Ezgi Yegek]]></category>
		<category><![CDATA[Gizem Oluş]]></category>
		<category><![CDATA[Halil Bayram]]></category>
		<category><![CDATA[Kamil]]></category>
		<category><![CDATA[Merve Şimşek]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Çeliktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Müzeyyen Oral]]></category>
		<category><![CDATA[Nazlı Ümit]]></category>
		<category><![CDATA[Nedim Saral]]></category>
		<category><![CDATA[Nursema Ceylan]]></category>
		<category><![CDATA[Orhun Ertürk]]></category>
		<category><![CDATA[Pelin İnce]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Tepe]]></category>
		<category><![CDATA[Suzan Mert]]></category>
		<category><![CDATA[Tolga Temürtürkan]]></category>
		<category><![CDATA[Ümit Öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[Yasemin Yüksel]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Küçükosman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.rahmetli.info/tr/?p=1028</guid>
		<description><![CDATA[İkinci ve son 30 kişiye sordum: hayatınızde Emin Buğra Saral nedir? diye. Aslında amaç yazdığım sistemi denemekti. Sonuçta açığa çıkan cevaplar (düşünceler) karışık olarak aşağıda listelendi. Ben de kimin hangisini yazdığını bilmiyorum açıkçası, sadece tahmin edebiliyorum :)
&#8220;Liseyi anımsadığımda aklıma gelen ilk insanlardan ve düşünmek bile güldürüyor beni. Lise dönemimde neşe kaynağımdın :D Uzak kaldığımız bunca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İkinci ve son 30 kişiye sordum: <strong>hayatınızde Emin Buğra Saral nedir? </strong>diye. Aslında amaç yazdığım sistemi denemekti. Sonuçta açığa çıkan cevaplar (düşünceler) karışık olarak aşağıda listelendi. Ben de kimin hangisini yazdığını bilmiyorum açıkçası, sadece tahmin edebiliyorum :)</p>
<p>&#8220;Liseyi anımsadığımda aklıma gelen ilk insanlardan ve düşünmek bile güldürüyor beni. Lise dönemimde neşe kaynağımdın :D Uzak kaldığımız bunca sene içinde eminim değişmişsindir ama bence hala eskisi kadar özel bir insansın&#8221;</p>
<p>&#8220;Tanımıorum ama twitlerini okuyunca cok eglenceli bulup followladığım insan :)&#8221;</p>
<p>&#8220;Valla ne bileyim şey mırın kırın kem küm&#8230; Bir gün tanıdım kanka dedim ne biliim çok cana yakın çok ii niyetli bir arkadaş&#8230;:):)&#8221;</p>
<p>&#8220;Zeki&#8230; PC uzmanı, yarınların büyük adamlarından birisi&#8230; Manevi evlat olarak kendisini çok severiz Başarıları daim olsun.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yeni tanıştık ama ben senin çok eğlenceli ve komik bir insan olduğunu düşünüyor hatta keşke arkadaş olabilme isteğimi sana söleyebilsem diyordum. Yakında &#8220;benim de güzel misketlerim var arkadaşlık yapabiliriz&#8221; diyebilirim ama garip karşılanabilir elbet. Bunu belirtmek için bu fırsatı değerlendiriyim bari.&#8221;</p>
<p>&#8220;Yaratıcı, değişik, yeni bir anadolu ihtilali gibi zamanla daha da olgunlaşıp yerini bulacaktır diye düşünür nedim abin&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;de&#8217;lere takılan arkadaşım :D bana asılan kardeşim:P her ne olursa olsun dünyanın en neşeli insanısın senin bu halini seviyorum:)&#8221;</p>
<p>&#8220;Cümle 1: Onunlayken ağzım Batman&#8217;deki Joker gibi olabilir, gülebilirim. Cümle 2: Konuşmaktan zevk alırım çünkü zekidir. Cümle 3: Ot idi o, ot. Bildiğin ot idi. İdi, ot idi. İdiot idi&#8230; :)&#8221;</p>
<p>&#8220;Açıkçası pek tanımıyorum ama, ufak tefek facebook muhabbetlerinden edindiğim izlenimlere dayanarak, rahat ve eğlenceli biri olduğunu düşünüyorum. Enteresansın Emin =)&#8221;</p>
<p>&#8220;Emin Buğra Saral yaratıcıdır. (Hümme hâşa, o anlamda değil tabii) Emin Buğra Saral pratik zekası yüksek birisidir. (Laf yemez, sörf tabii ki yer) Emin Buğra Saral karizmatiktir. (Akıl almaz, akıl verir)<br />
Farklı bir adamdır. Farklı olmayı üretici olmak üzere kullanmayı çok hızlı öğrenmiş bir adamdır. Bilmediğini bilene merakla yaklaşıp, bildiklerini henüz bilememiş olanlarla zaman kaybetmek istemeyen bir &#8216;akıllı bencil&#8217;dir.&#8221;</p>
<p>&#8220;cana yakın güleryüzlü&#8221;</p>
<p>&#8220;Gerçek bir leo gerçek bir leo gerçek bir leo&#8221;</p>
<p>&#8220;Emin Buğra Saral bundan 3-4 yıl önce tanıdığım kaliteli kişiliğe sahip başladığı işte en iyisine ulaşmayı hedefleyen bilgisayar programları üzerınde ve net ortamındakı gelişmelerde çok iyi olan fakat online oyunlar düzeyinde tamamen fiyasko olan Trabzonlu has karadenizli arkadaşımdır&#8230; not: delikanlıdır efendidir&#8230; dip not: cok konuşur&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;İleride ortak çalışabileceğim yazılımcı arkadaşlarımdan birisidir. Ayrıca paintballdaki yeteneksizliği özgüvenimin yerine gelmesini sağlamıştır.&#8221;</p>
<p>&#8220;Eğlenceli bir arkadaşım. Yazdıklarını genelde takip ediyorum gerçekten ilginç :) Olağan bir insan olmadığına inanıyorum :)&#8221;</p>
<p>&#8220;Şisede tanıdığım normal üstü insanlardan biridir kendisi ruh halini çözmekte en çok zorlandığım insan ama birbirimizden hoşlaştığımızdan eminim hiç unutamıcağım şey o iğrenç esprilerin, derste sürekli beni kesişin ve herşeyime bi laf edişin kalbimizdesin ebs:):)&#8221;</p>
<p>&#8220;Emin Bugra Saral&#8217;ı, hayatımda görmedim çok neşe dolu bir insana benziyor internet aracılığıyla tanıştık Counter Source :D biraz deli biraz duygusal olsa da her zaman iyi kalpli oldugu ortada (:&#8221;</p>
<p>&#8220;Dürüst kişiliği, saygılı davranışları, bilgili, yetenekli istediğini yapabilecek üstün zekasıyla sevdiğim bir kardeşimdir. böyle olmasının devamını cani gönülden diler hayatında başarılar dilerim.&#8221;</p>
<p>&#8220;:))emincim elim löl yazmak için klavyeye gidiyor, gülmekten ölüyorum, tespitler harika, zırvalar çok başarılı.. :)))&#8221;</p>
<p>&#8220;Can simidi. Her an tahrik edilebilir. Çirkinliğine rağmen sssseexxxyyyyyy:P&#8221;</p>
<p>&#8220;Paylaştıklarıyla çoşturan, hayata farklı bakış açılarıyla bakmamı saglayan komik, karizmatik, sempatik biri :)&#8221;</p>
<p>&#8220;Hayatıma tiyatro kulubü sayesinde girdi. Bir şeye ihtiyacı olursa yardımcı olabileceğim kadar yakındır. Orta halli bi yeri var hayatımda&#8221;</p>
<p>&#8220;Buğra; en mutsuz olduğunuz zamanda bile sizi o inanılmaz enerjisi ve pozitifliği ile; kimsenin kolay kolay aklına gelmeyecek kelime oyunlarıyla yazdığı cümlelerle ; yüzünüzde kocama gülümseme bırakacak inanılmaz bir genç adamdır. O tam bir deli; aynı zamanda korkunç bir zeki adam.. Her sabah onu takip etmek ve güne onunla başlamak başdöndürücü&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;Kardeş&#8230;&#8221;</p>
<p>&#8220;İyi yerdedir güzel yerdedir hoş yerdedir ama faceten chatleşrken face kendisini pek sevmez ( bkz: *gece onla uyudm desem :d* ) cümlenin 1000 kere buğraya iletilmesi ilginç.&#8221;</p>
<p>&#8220;Akıllı yatırımdır kendisi. &#8221;löl&#8221; kelimesinin yaygınlık kazanmasının sebebidir. Bi de maşallah çok zekidir, zehir gibidir.&#8221;</p>
<p>İyisin hoşsun. Renkli bi kişiliğin var gibi. Hayatımda yerin hım sanırım bi tivitır sayfası ve emesen kişilerinden biri olarak sınırlı değil gibi gibi.&#8221;</p>
<p>&#8220;Tanışmamız CS:Source sayesinde oldu. Komünitede gördüğüm en matrak en neşeli ve komik kişiliktir EBS a.k.a Rahmetli (:&#8221;</p>
<p>Alfabetik olarak kimler düşünce bırakmış:<br />
Ahmet Sarıalioğlu, Ammar Çeker, Armağan Ünal, Ayşegül Erdoğan, Begüm Yurttaş, Burcu Altıntaş, Büşra Çelik, Dilara Özegeli, Eda Hns, Emrah Oktay, Esra Onaylı, Ezgi Yegek, Gizem Oluş, Halil Bayram, Kamil, Müzeyyen Oral, Merve Şimşek, Murat Çeliktaş, Nazlı Ümit, Nedim Saral, Nursema Ceylan, Orhun Ertürk, Pelin İnce, Ramazan Tepe, Suzan Mert, Tolga Temürtürkan, Ümit Öztürk, Yasemin Yüksel, Yusuf Küçükosman</p>
<p>Herkese fikir paylaşımı için teşekkürler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.rahmetli.info/tr/30-kisinin-hayatindaki-yerim-ve-yersizligim-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
