Türkiye’nin bilmem yüzde kaçı işsiz ve bu insanlardan milyonlarcası da üniversite mezunu. Gençlerin televizyon röportajlarında yineledikleri ve hükümeti suçladıkları bu cümlenin arkasına sığınmayıp biraz da kendilerini suçlamaları gerektiğini düşünüyorum.
Birey olarak kendini geliştirmeyip armut piş, ağzıma düş felsefesiyle zamanı kovalayan insanlar genelde ‘amaçsız’ olarak nitelendirilir ve bir baltaya ‘sap’ olamazlar. Bahsi geçen milyonların içindeki gençlerin çoğu bu mantıkla kendilerine bir şey katmamak için direniyorlar. Genelleme yapmadan çoğunluğa değinmek gerekirse eğer, bu gençlerin bazıları gün boyu sağda solda gezinip ‘bön bön’ sana, bana, ona bakınıp duruyorlar. Bu gençlerin başka bir kesmi de uzun uğraşlar (!) sonucu buldukları kafe – kahve gibi mekanlarda sigara paketlerini ekmek niyetine yiyorlar. Merak etmeyin, yine ‘bön bön’ bakış ifadesi yüzlerinden eksik olmuyor.
Bacaklarını 90 derece açıp sahip olduğu tek nitelikle geviş getirirken “Arkadaşım, Türkiye’de iş yok ki çalışalım, aha görüyorsunuz milyonlarca üniversite öğrencisi işsiz. Devlet bize iş bulsun, okutmayı biliyor ama imkan sunmuyor.” tarzında yakınmaları tekrarlayan bireyler niteliksiz bir elaman olup okuduğu yıllarda da niteliksiz bir öğrenci olmuştur genellikle. Zaten bu insanlar bilerek seçmemişler istedikleri bölümü, ya puanı sadece o bölüme yetmiştir ya başkaları orayı tavsiye etmiştir. Peki ilkokul sıralarında bahsi geçen ‘hedef’ üzerinde yoğunlaşmaya çalışmışlar mı? Malesef hayır.
Güzelim ülkemde bahsi geçen insanlar masa başında oturup baş sallayarak zengin olma hayalleri kurarken diğer yanda lise yıllarında okulu bırakıp kafasındaki hayalin peşinden koşan insanlar var. Üniversite veya eğitimle kimse hayatını garantiye alamaz, eğer bir yerlerden torpil bulamıyorsa. Bu yüzden yol yakınken kendinize bir hedef belirlemeli ve her ne olursa olsun bu hedef yolunda kendinizi geliştirmelisiniz. Üniversite sadece ufkunuzu genişletecektir, fazla bir şey beklemeyin.
Diyelim ki kitap okumuyorsunuz veya interneti sadece oyun amaçlı kullanıyorsunuz. Gazeteye de sadece iş ilanları için bakıyorsunuz. Kullanmayı sevdiğiniz ögelerin arasına hedefinize yol gösterecek araçları yerleştirmeyi deneyin. İnterneti kafanızdaki hayali gerçekleştirebileceğiniz üzerine kullanmayı deneyin. Ama farkında olacaksınız ki çok yavaş ilerliyor hale geleceksiniz ve bir yerlere gelebilmek için hızlanmanız gerekecek, araştırmanızı kitaplara ve sokaklara yaymanız zorunlu olacak. Eğer kafanızda bir şey varsa, bir ideal: kesinlikle yılmayın, hemen başlayın.
Sevgiler.
Yazı Etiketleri: emin buğra saral, iş, işsizlik, köşe yazısı, türkiye, üniversite
Üstteki yazı 30 Haziran 2010 tarihinde yazılıp köşe yazısı kategorisine konulmuş
Kuzey Anadolu Gazetesi için yazdığım köşe yazısı:
10 yılı aşkın bir eğitim serüveninin gereksizliği ve zorluluğu dillerine ilkokul sıralarındayken düşen gençlerin gerek emek terleriyle gerek torpillerle üniversiteye ‘kapak’ atmasını tüm ebeveynlerin derin arzularla istediği aşikar. Öğrencilerden kimileri getireceği paranın hayallerini kurarak popüler meslekleri kimileriyse babasının olmasını istediği mesleği avuçluyor. Peki olması gereken bu mu?
Bir üniversite öğrencisi olarak etrafıma baktığımda bir elin parmak sayısını geçmeyecek sayıda ideal sahibi insanlar görebiliyorum. Diğerleri ise günü gün etme ve bir an önce diplomayı alıp kısa yoldan para kazanma peşinde. Kendini geliştirmeye ve mezun olmaya çalışırken kendi çizdikleri yolu izlemeye değil de ellerine tutuşturulan hayat haritasını takip etmeye odaklanıyorlar. Başka ne yapabilirler ki zaten?
Küçük yaşlarda bize yarışmayı öğretiyorlar nedense. Katılmıyorum insanın doğasında var olduğuna. “Sen daha iyisin” diye pohpohlanarak büyütülüyoruz, sebepsizce. Birinci olmak için birbirini ezmeye (namıdiğer geçmeye) odaklı ergenlik döneminin ardından bir de bakmışız ki bencil, para düşkünü, menfaatçi kişilikler olmuşuz, oluşturmuşuz. Aramızda bu rüzgara kapılmayan ve her insanın aslında eşit olduğunun farkına erken yaşta varabilen şanslılar da var. Peki ya çoğunluğa hükmeden diğerleri?
Geride kalan diğerleri, benim tabirimle ‘şanssız’ sıfatına layık olanlar ise cümlesini alıntı yapmadan kuramayan, çaldığı fikrin altına başarılı olmak adına düşünmeden imza atan ve parayla insanlığı doğru orantılayan insanlar. Ne yazık değil mi?
Eğer bilmeyenleriniz varsa, üniversitede ‘insan nasıl olunur’ diye bir ders verilmiyor. Evet, ağacın yaşken eğileceğine Türkçe dersinin atasözü örneklerinde rastlayabilirsiniz elbette. Atalarımızın sözleriyle övünmeye bayılan gençlerin aslında dövünmeye başlaması gerekiyor. Elbette genelleme yapmıyorum, yapamam da. Sadece içinde olduğum kuyudan size gördüklerimi tasvir etmeye çalışıyorum. Ne o, karanlık mı geldi bahsettiklerim?
Demek istediğim, üniversiteye ‘şanssız’ bir donanımla gelen gençlerden kimse bir şey beklemesin. Kimse geleceğin Atatürk’ü olamayacak, kimse ülkemi bağımlılıktan kurtaramayacak. Üzgünüm, arada sesi çıkanlar grup psikolojisinde bastırılıp yok edilecek. Büyüklerin bahsettiği demokrasi (!) de bu değil miydi zaten?
Sevgiler.
Yazı Etiketleri: ideal, köşe yazısı, kuzey anadolu, kuzey anadolu gazetesi, of, trabzon, üniversite, yerel gazete
Üstteki yazı 27 Mayıs 2010 tarihinde yazılıp köşe yazısı kategorisine konulmuş