blog anasayfa

  • duyuru (9)
  • emincan ve kamil (10)
  • genel (4)
  • günlük (14)
  • kompozisyon (32)
  • köşe yazısı (10)
  • msn röportajları (5)
  • neriman ile rahmi (2)
  • şiir (11)
  • teknoloji (6)
  • video (8)
  • yemek tarifi (2)
  • Posts Tagged ‘köşe’



    Hastanelerde ve benzeri yerlerdeki ‘sessiz olma’ ifadesini ve gayesini anlayabiliyorum fakat halka açık olan herhangi bir yerde sessiz olma çabasını anlayamıyorum. Belki de algılayamıyorum.

    Bu olayda bilinçaltına inilmesi gerektiği aşikar. Çoğu birey çocukluğundan ergenliğe kadar sessiz olma öğüdüyle uyarılır. Mesela misafirliğe gidilen bir evde zıpır zıpır ortalıkta koşturmalar normal kabul edilirken, sevinç ünlemlerini dışarıya vuran sesli ifadeler çocuğun azar işitmenin en büyük sebebi olur. Aynı çocuk okul yıllarında iki kişi konuşurken üçüncü olduğunda ters bakışları üstüne çekmeye başlar. Ders hakkında konuşulsun veya konuşulmasın ‘sessiz ol’ uyarısını her insan almıştır.

    Bunlar dört duvar içindeki sınırlandırmalardı. Ama hayatın büyük bir kısmının geçtiği sokaklarda bile sesinizi çıkarmanın anormal olduğunu düşünüyorsunuz. Mesela sokakta gerisinde kaldığınız bir arkadaşınızın ardından önce kısık sesle bağırıyor, duymazsa biraz daha yükseltiyor, tekrar duymazsa limitinizi zorluyorsunuz. Siz sesinizi duyurana dek arkadaşınız gözden kayboluyor bile. Neden ilk seferde sınırlar zorlanmıyor? Çünkü birileri nedense her şeyden rahatsız olacakmış gibi hissediyoruz. Sokakta bile.

    Geçtiğimiz haftalarda bir dolmuşta otururken, yurt dışından gelen öğrenciler dikkatimi çekti. Biri dolmuşun en arkasında oturuyor, diğeri de en önde ayakta duruyor. Bu iki genç birbirleriyle tüm dolmuşu sağır edebilecek seviyede muhabbet ediyor. Hiç kimse ‘sessiz ol’ ricasında bulunamıyordu. Hayır, bunun yabancı olmalarıyla alakası yok. Çünkü kuzenimle gece 11’de bindiğim tıklım tıklım dolu bir otobüste sadece ikimizin sesi yankılanıyordu. Bu sefer de kuzenim 10 yaşında diye kimse uyarmadı, herkes kulak misafiri oldu istemeyerek de olsa.

    Demek istediğim, toplum olarak iki farklı kavramı ortak noktada buluşturma sorunu yaşıyoruz. Çığlığın sessiz atılması gerektiğini düşünüyoruz, ve aslında ne düşündüğümüzden emin de değiliz. Rahatsız olup olmadığımızı dahi bilemiyor, çıkan sese tepki verecek sesi çıkaramıyoruz. Sesimizin çıkmaması gerektiğini düşünerek büyütülünce, bu kavramı yırtıp kendine özgüven aşılamış insanların haksız tavırlarına karşı gelemiyoruz. Ne söyleniyorsa onu yapıyor olmak istemiyorsak eğer, size ‘sessiz ol’ diyenleri umursamayın, eğer onları rahatsız etmediğinizi düşünüyorsanız. Çünkü başkalarının rahatsızlık seviyesi sizinkiyle uyuşmuyor olabilir. Bu yüzdendir ki çoğu hükümet sesi çıkan toplumla uyuşamaz, farklı düşüncelerin sesi çıktığından dolayı. Güzelim Türkiye’de olduğu gibi.

    Sevgiler.



    3 Haziran 2010′da Kuzey Anadolu gazetesinde yayınlanan köşe yazım:

    Bana göra, toplumu tehdit eden iki insan türü var: “sonradan görme” ve özenti. Tırnak içinde açıklanmayı bekleyen tanım aslında toplumun kendi içinde bu insanlara olan refleksinden ibaret. Bir nevi alıntı yapmış oluyorum haliyle. İşte bu görme yeteneğini sonradan kazanan insanların nirvanaya ulaştıkları anda kendileri olmaktan çıkıp farklı bireylere bürünmelerinin tek sebebi para. Paranın o kadar değerli olduğunu benimsemişler ki yıllarca, öfkeyle kazandıkları parayla eğitimin, sağlığın veya maddiyatla eşdeğer tutulamayacak tüm varlıkların satın alınabileceğini sanıyorlar. Öfkeyle kalkanın zararla oturacağını düşünmeye zaman ayırmadan altın bir kolye takılır ağdadan nasibini almamış göğsün üstüne ve kocaman bir Ray-Ban gözlükle İtalyan modasını takip eden birey oluverirler. Çünkü yıllar önce yanlarından güzel ve şaşalı bir kız burnunu kaldırarak geçip gitmiştir veya yakışıklı ve zengin bir erkek farklarına dahi varmadan başını çevirmiştir. Binlerce örneği daha olabilir bu olayların. Onlar gibi görünüp onları beğenmeme sırası “sonradan görme” insanlarda mı şimdi? Zamanında “hor gören zenginler” tırnağında küçümsedikleri insanlar yüzünden başka bir tırnak altında bilinçsiz tüketici modelini temsil ediyorlar. Afrika’daki bir çocuğun ona verilen kocaman ekmeği tadını almayı düşünmeden 10 saniyede bitirmesi gibi, her şeyi aynı anda tadına varmadan yaşama çabası. Aslında onlarınki, bu çocuğun tüketim anlayışının yanından bile geçemez.

    Yıllar sonra kazandıkları parayla beğenmediklerine bürünen insanların yanında, kendisi olmayı beceremeyen insanların başkası olma çabası ise toplumun bir başka yüzü. Bahsi geçen özenti sıfatına genelde genç yaşta, düzgün bir rol modelden nasibini almamış insanlar talip oluyor. Gün boyunca altyazılarla izledikleri dizilerin karakterlerini veya ellerinde sadece mikrofon varken değer görenleri benimseyip tekdüze insan olmaya çabalıyorlar. Kendi fikirleri sadece şarkı sözleri veya film replikleri; kendi giyinimleri sadece klip imajları veya dizi kostümleri. 16′lık Polat özentileri delikanlılığı Perşembe geceleri perçinleştirirken, 17′lik kızlar neyse ki Behlül’e bayılırken onun listesine girmeye çalışmıyor. Merak etmeyin kızlar için özenti olabilecekleri onlarca yerli ve yabancı sanatçı (!) mevcut. Biri olmazsa iki üç ay sonra diğerini taklit etmeye başlıyorlar. İnsanların bu güç ve ün merakı erken yaşta aileleri tarafından ele alınıp kontrol edilmediği takdirde kendileri olmak yerine başkalarını değiştirip yamama ihtiyacı güdüyorlar. Özgüven kazanılması en zor özelliklerden biriyse aşıyı başkasının eliyle değil, kendi elinizle çocuğunuza vurmanız gerekiyor. Diyelim ki bunu yapmadınız, özenti bir insan topluma niye tehdit olsun ki? Çünkü özenti bir birey kolayca manipülasyon malzemesi olabilir, farklı düşüncedeki insanlara saygı duymak yerine onları düşman olarak algılayabilir, sorulan bir soruya cevap vermek için kendi fikirlerine değil başkalarının fikirlerine başvurabilir. “Sonradan görme” olanlar ise zayıf karakterleri ve değişken yapılarıyla köstek olurlar desteksiz yapıya. Sizce bunların hiçbiri tehdit olarak durmuyor mu?

    Benim gözümde tehdit olarak yer bulan “sonradan görme” ve özenti sıfatlarından birine sahip olmak yerine sıfatsız olmanın daha cazip gelmesi dileğiyle.

    Sevgiler.